İZMİR’DEN BİR SEVDA ŞAİRİ

25/4/2009 · Kategori: Günlük

ZÜBEYDE SEVEN TURAN

E-posta:   seventuran@mynet.com

ÖZGEÇMİŞ

 

 1954 Yılında Samsun'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Samsun'da tamamladı. Ankara Gazi Üni. İkt. Ve İda. Bil. Fak.ni bitirdi.

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Malmüdürü ve Saymanlık Müdürü olarak görev yaptı. 1999 Yılında, İzmir Gaziemir Malmüdürlüğü görevinden emekli oldu.

Yazına şiirle başladı. Dört yetişkin şiir, bir çocuk şiir, sekiz çocuk öykü kitabı olmak üzere, şimdiye değin on üç kitabı yayımlandı.
Bir çocuk şiir dosyası, on sekiz çocuk öykü dosyası basım aşamasındadır. Ekin ırmağı akışını sürdürmekte; şiirleri, öyküleri, tanıtım ve deneme türü ürünleri çeşitli dergilerde yayımlanmaktadır.
Dil Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği üyesidir.
Evli, Hasancan ve Ceren'in annesidir.
İzmir'de yaşamaktadır.

YAYINLANMIŞ YAPITLARI


Cemre Düştü Gönlüme   Şiir   1996,  1997, 1998  Sam yayınları
Sevgiyle Gelen               Şiir   1998                     Sam yayınları
Işıktı Gölgem                 Şiir   2004                     K yayınları
Susku                           Şiir   2006                     Lacivert Yay.
Cerence Çocuk şiir  1999,2000,2001,2002,2003, 2004     Etki yayınları           
Canöz              Dörtlü çocuk öykü    2001           Etki yayınları
Gülce              Çocuk öykü          2000, 2002      Tudem
Utku                Çocuk öykü             2003           K yayınları
Aliş                  Çocuk öykü            2003           K yayınları
Çilli Mustafa     Çocuk öykü            2003            K yayınları
Menekşe          Çocuk Öykü           2007          Lacivert Yayınları

 

YAYINLANMAYA HAZIR DOSYALAR

Birce     Çocuk şiir   basım aşamasında
On altı çocuk öykü basım aşamasında


İZMİR’DEN BİR SEVDA ŞAİRİ

zübeyde seven turan

                                “Düşlerimize sevdalar düşürdük yeniden
                                 Yüreklerimizde uçurduk özgür kuşları”

 

       Ayhan CAN

      Militan şiirler yazmayan, siyasal öğretilere değinmeden haksızlıklara karşı durabilen bir şair. Yaşamını hasret dolu duygularla besleyen ve her şeyi sevdayla yoğurup özgürlükle eşitleyen umut dolu duygu denizinde gemiler yüzdüren büyülü bir sanatçı. Yaşamın ve insanın varlığını toplum içinde savunan sevda dolu bir İzmir şairi: Zübeyde Seven TURAN.
      1954 Samsun doğumlu. Ankara Gazi Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu. Malmüdürü olarak Anadolu’da dolaşmış. ‘99’dan beri emekli. İzmir’in Karşıyaka ilçesinde yaşıyor. Kültür ve sanat derneklerinin çalışkan üyesi.
      Ozan Zübeyde Seven TURAN’ın yayımlanmış beş şiir betiği var. “Cemre Düştü Gönlüme, 1996, Sevgiyle Gelen,1998, Işıktı Gölgem, 2002, Susku, 2005. Bunlardan üçü Ankara’da, ikisi İzmir’de yayımlanmış. Diğer yandan çocuk yazınına giren şiir ve düzyazı denemeleri de var. Sanat dergilerinde sürekli şiirlerini okumaktayız.
     
      SEVDA YAĞMURU
    “Uzun bir yolculuğa çıktım şiirle/Sonsuzluğa yelken açtım umarsızca”yla Zübeyde Hanım, şiir evreninde bizi böyle selâmlıyor. İnsan şair oldu mu, “içmeden sarhoş olur” , “yüzünde güller açar” , “gözünde güneş doğar” , “içine sevgi yağar”. “Cemre Düştü Gönlüme” bu etkili betimlemelerle başlıyor.
      ‘94’lerde şiir yazmaya başlayan sanatçı, endüstri toplumunun içeriğine uygun bir coğrafyaya sıkı sıkıya bağlı kalmış. Giderek kırsalın doğasını ve yalnızlığını İzmir’in sokaklarına, meydanlarına taşımış. Doğacak olan kentleşmenin kaçınılmaz sınıf farklarını ve çelişkilerini ister istemez görmüş. Çoğu şiiri bu geçişin acıklı, umutlu, haksızlıklara dolanan yapısını veriyor. “Kırmızı bir karanfille gülümsüyor umut” sonra bir umut yağmuruna dönüşebiliyor. Şairimiz bize hiçbir şiirinde karamsarlık ve bıkkınlık aşılamıyor. Geleceğe umutla koşan iyimser bir felsefesi var.
      Bence Zübeyde Seven’e sevdanın penceresinden bakmak gerek. İlk şiirinden son şiirine değin sevda ateşi gönlünde hiç sönmüyor. “SUSKU”ya varıncaya değin açık, duru, her türden okuyucunun rahatlıkla okuyacağı türden şiirler. Dili yalın ve anlaşılır. Yüreği kimi zaman bir kuş, bir çiçek, kimi zaman da bir uçurtma gibi uçuyor.  En önemlisi o, yaşadıklarından damıttıklarını şiirsel bir dille yazarken düşsel kavramları somutlaştırıyor. Gönlü, gelincik tarlaları gibi uçarı ve içten duygu titreşimleriyle dolu.
      İzmir beni de şair yapan kent. İzmir’i böylesine derinden duyan bir sanatçı olarak yazdığı şiirlerin büyük bölümü İzmir çıkışlı. Sevmeye doyamayan ozanımız, içindeki aşk ateşini mutluluk ve özgürlükle birleştirerek onu ölümsüze taşıyor.
      Sevgiyi salt kendisine ayırmamış, tersine, çiçeklerle, kuşlarla insanına dağıtmış. Kimi yerde bu sevgi olaylar zinciri içinde toplumsala ulaşıyor. “İşitiyorsan savaşın tükettiği/çocuk kadının/Bosnalı çığlığını” dizeleriyle özgürlük ve insan sevgisini doruğa çıkarıyor. Bu yabanıl ve iğrenç savaşın ana çığlıklarını etkili imgeleriyle yüreğimize dolduruyor. Şiirdeki içerik ve biçim birbirine denk düşmüş. “Mavi sonsuzluğunda büyüt umudu”.s.15.Toplumsal eleştiriyi de elden bırakmıyor: “Ayak öpme yarışında insanlar” Bu tür söylemlerinde şiirsel yapı biraz zayıf.
     
      İZMİR ŞİİRİ
      İzmir gibi bir kentin şiiri söz konusu olunca sorumlulukla ve yan tutmadan konuşmak gerek. İzmir şiirinde şairlik bir ya da birkaç kişinin tekelinde değildir. Bu kentte yaşamış, ömrünü buraya adamış şair arkadaşlar topluluğu İzmir şairi olma hakkını taşıyorlar. Sevgili Zübeyda Seven TURAN da kimi şiirlerini Samsun’da, Balıkesir’de de yazmış olmasına karşın onları İzmir’de derlemiş, bizlere sunmuş. Onun da bu kentin kalbinde, şair emeği, aşkları, umudu, hüzünleriyle sağlam bir yeri vardır.
      Ozanımızın, genellikle, bahar, kuş, çiçek, düş, yağmur, yalnızlık, martı, yıldız, türkü sözcükleri İzmir şiirlerine dönüşerek bizleri kucaklıyor. “Sevda Kök Saldı Yüreğime” s.25, “Yalnızlığım” s.30, yapıtın çok yıldızlı şiirleri. “Aşk uzatırmış şairlerin ömrünü”, “Telefon tellerine yığıldı özlemlerim”.
      Sanatçımız insan onuruna duyduğu saygıyla sömürüye karşı epeyce şiir yazmış. Büyüğün küçüğü yutması, büyük balık-küçük balık karşılaştırmaları bunu simgeliyor. Bireysel ezilmişliği giderek toplumsal ve sınıfsala açılan bir yelpazede görmesini diliyoruz. Sanatçı, içinde yetiştiği toplumu iyi inceleyen, çelişkiler zincirini sağlıkla saptayan bir aydındır. Kimin için şiir yazdığımızı bilmek zorundayız.
      Zübeyde Seven çok sevmiş. İlk sevdaları unutamıyor. Yüreği yangın harmanı. İster istemez Ferhat İle Şirin öyküsünü anımsıyorum. Sevda ne yüce bir duygu ki, doğa onlara yardımcı oluyor! Samsun çıkışlı “Sensiz”, s.50, bir bölümünü birlikte okuyalım. Anılar sevdalı yüreğini yangın yerine dönüştürmüş. Doğa yaslı:
    “Samsun sokakları bomboş
      Bana sensizliğimi haykırıyor hep
      Düşüncelerim birbirine karışmış
      Darmadağın ve karanlık...”

      SANATTA GELİŞİM ZİNCİRİ

Zübeyde Seven’in “Sevgiyle Gelen” adlı şiir betiği, gelişim zincirinin sanatsal halkasını oluşturuyor. Daha düşsel, daha estetik imge yapısına, daha sağlam düşünsel güzellikler ekliyor. Elde ettiği zenginlikleri, doğruları sanatçı yüreğinde yoğurarak kendisine saklamıyor, bireyseli aşıp bunları bizlerle paylaşıyor.“Her çiçekten bal alır/Acılı yüreklere dağıtırım” derken direncini de “Haine, düzenbaza dayanmaz şair yüreğim” le gösteriyor.
      Bu şiirleri en çok da yurt çocuklarının yoksulluğunu, bırakılmışlığını sergiliyor. “Şair yüreğim sizin olsun/İçindeki aşklarla”.s.10.Hem coşkulu, hem içten dizeleriyle salt sevginin solmaz güneşi. Onda sevgi bir yerde bireysel sevgiden çıkıp kavramsar bir yapıya bürünüyor. Demek oluyor ki insan bir yerde sevmeye doyamıyor, fizik gücü yetmiyor. s.19’daki “Cumhuriyet” şiiri gelip Mustafa KEMAL’in göğsüne yaslanıyor. “Sağır yüreklere ses oluyor/Kör gözlere ışık/Sevgi katıyor emeğe”s.20.
      Şairimizin felsefi düşüncelerini duygu sularında imgelem giysileriyle sunuşunu tüm şiirlerinde saptadım. Buradan onun sanatçı ustalığını görebiliyorum. Diğer yandan Zübeyde Seven, şiirin iç müziğini iyi duyan bir inceliği simgeliyor. Onu okurken duyduğunuz akıcı dil, işte bu şiirsel müziğinden kaynaklanıyor. Bu ustalık, sözcükleri bir şarkının notaları gibi kullanmaktan geçer. “Ömrümün boy aynasında çiçek tarlasıyım ben” s.24. Karşıyaka’dan İzmir körfezine bakan şairimizin gözleri, şiirleriyle evreni getirip İzmir’in körfezine bırakıyor.
      “Sevgiyle Gelen” adlı şiir betiği yine bizleri sevdayla kucaklayan şiirlerle dolu. Barış ve özgürlük onun da konusu. Ey, yüreği halkının mutluluğu için hakçasına bir yaşamı özleyen şair! Sana daha çok yaşamlar armağan etmek gerek. Şairsiz bir halk kimliğini yitirir, köle olur. Yoksul ve aç çocukların çığlığını duyan ve şiirleştiren sanatçı bilincin tanrısal bir yüceliktedir. “Binlerce çiçek açamadı utancından/Uçamadı yurdumda barış kuşları” “Barış” s.32, halk şiir geleneğimizde yararlanılarak yazılmış güzel bir örnek. Sevgili Zübeyde Seven TURAN, kendi sanat geleneğimizden beslenmiş bir halk bilgesidir. Onun, yabancı kültürlerin çekimine girmemiş olmasını alkışlıyorum. Hiç bir şiirinde biçim oyunları, bireysel, soyut algılanmaları yok. “Terimde ışıldar emeğin/Ey beni sorgulayan/Adaletsiz yargıç” İşte ozanımızın toplumsal yüzü.
      Balıkesir çıkışlı çok güzel anı şiirleri var. Bunlar yaşama her yönüyle sıkı sıkıya bağlı. Haksız bir ölüme karşı isyan dizeleri insan yüreğini burkuyor. “Ölümsüzlüğü seninle tanıdı düşman” s.39. Zübeyde Hanım her zaman öğretmenlerden yana tavır almış bir aydın. “Öğretmene Ağıt” böylesine duyarlı çağdaş bir şiir. “Bakışlarındaki müziğin susması ölüm” de şiirin tüm ilkeleri bir dizeyle verilebilmiş. “Senin İçin” s71, tek başına bir yapıt görünümü taşıyor. Özlemin, sevdanın, anıların kusursuz şiirleri betiği süslüyor. Ne var ki, tanıdıklarını şiirlerine fazlaca konu edinmiş. Bu tür şiirler duygusal olacağından sanatsal ilkeler arka planda kalacaktır.
      GÖLGE VE IŞIK
      Şair Zübeyde TURAN, zıtlıkları çok iyi gösteriyor. ışık-gölge, büyük balık-küçük balık, hak-haksızlık, gündüz-gece, sevda-ihanet gibi örnekler verilebilir. “Ne zaman aklıma düşsen/Bir tohum gibi özlerim seni” gibi dizelerin güçlendirdiği yapıtı “Işıktı Gölgem”. Bu büyük ve umarsız sevgi o kerte yükseliyor ki, yağmur damlalarıyla tüm şiirine yağıyor. Sevgi onu aşarak üstüne ateşten bir gömlek gibi duruyor. “Aklıma Düşsen, Güz Güneşi” betiğinde verebileceğim en güzel şiirleri. “Günah Çiçeğim” s.59, doğa ile düşü, somutla soyutu, kavranabilen imgelere dönüştürmüş. “Ben bir denizdim uçsuz bucaksız/Gemilerin basıp gittiği
      Çok seven Zübeyde Hanım, yaşamın haksızlıkları karşısında umduğu dünyayı bulamıyor. Onun, sevda harmanında mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Bu mutsuz aşk olgusunu, incelediğim çoğu şair arkadaşta gördüm. Ama bu yaralı gönül pınarını doğayla eşdeşleştirdiği için somuta ulaşıyor. Zübeyde Seven şiirlerinin resmi yapılabilir. ”Bir tomurcuk sevinci karışır hüzünlerime”.
      DÜŞIRMAĞI ŞİİRLER
Şairimiz Zübeyde Seven TURAN’ın buraya değin incelediğim yapıtlarında çoksesli bir varlığı izledim. Toplumun, insanın uğradığı haksızlıkları, Bosna ve Sivas’ın kanayan yaralarına yazılmış şiirlerini, sevdalı bir ozanın sesiyle okudum. Bu betiklerde ortaklaşa özellkler ilgimi çekti. Ancak son betiği “SUSKU” da şaşrıdım. Çünkü bu şiir söylemi diğerlerine benzemiyor. Öncekiler daha açıkken, son yapıtındaki şiirleri daha kapalı, içine dönük gizlerle dolu. Daha derinlemesine felsefi düşüncelere yönelmiş. Uçarı değil ağırbaşlı şiirler. Ama üstüde bir sis perdesi olduğu da doğru. Sanatçımızın son şiirlerinde vardığı yeri görebiliyorum.
      “SUSKU” şairini anlatan “Ben” şiiriyle çıkıyor karşımıza. “Doğduğumda bayram yapılanlardan değilim”. Yalnızlığa, terkedilmişliğe, ilgisizliğe bırakılmış bir yoksul ailenin çocuğu. Bu belki ozanımızdır, belki Anadolu çocukları, küçük kasabaların, belki de kırsalın çocukları da olabilir. Sağlık olanaklarından hakçasına yararlanamayan, insanımızdan ve Devletin sosyal içerikli bir yönetim kuramamasından kaynaklanan dağ gibi sorunlar. Kent çocuklarıyla köy çocukları arasında bir fark olmadığını Avrupa’da gördüm. “Akşam sefasıyım geceleri
      Suriye sınırındaki bir köyde yaşayan bir Türk çocuğuyla İzmir’de yaşayan çocuk arasındaki farklar kalkmadıkça sosyal devletiz diyemeyiz. Türk aydını bu konuların üstüne gitmedikçe, Ankara’nın sağında kalan üç bölgemizi gezerek yerin altında yaşayan çocuklara sevgi götürmedikçe ben çağdaş aydınım deme hakkı yok. Şair dediğmiz yaratıcı, büyülü sanatı kullanan kişi olarak, şiirlerinde yalnız bireysel tutkularını işleyerek, yukarda anlattıklarıma değinmiyorsa bence bu kişi havanda su dövüyor demektir.
      “Bir İzmir sabahına sığsa ömrümüz” le başlayan “Baba” şiiri de yine İzmir anılarının kucağına dönme özlemi çekiyor. “Acının şiirini yazmasam diyorum artık” tan sonra neyi yazabiliriz? Şairimiz böyle diyor ama yine acıya dönüyor, bundan kurtulamıyor. Acıların dışında kalsa önceki acılı şiirlerini yadsımak olurdu. Şiir yine hüzünlü bitiyor: “Kendi toprağına yabanıl, küser batan güne”. Yaşadığı toplum içinde insanlara yabancılaşmanın psikolojik nedenleri çok.
      Zübeyde Hanım “SUSKU” sunda şiir sanatını ileriye götürmüş, soyut kavramları somutlaştırarak onlara toplumcu görünümler vermiş. Ondaki bu gelişim bir şair için azımsanacak türden değil. Dizeleri yaratan imgelem gücünü tüm “SUSKU” şiirlerinde görüyorum.“Sözü gurbet, hüznü yağmur” dan sonra “Kırık Zamanlar” bu dizinin başında eşsiz güzellikler sunan bir şiir. İnsanın okudukça okuyası geliyor. “SUSKU” yu en güzel özetleyen şu dize: “Çağıldar düşırmağım” Düş göremeyen şair cılız olur. Ozanımız bu son betiğinde şiiri şiir yapan tüm özellikleri bilincinde yoğurarak uzun yıllara dayanan sanat deneyiminin ürünlerini toplamış. “Düşağaç” s.12 ve “Çağlardan Anadolu” yürek fırınından çıkan iki güçlü şiir.
      İlke olarak bir şiiri bir kez okumak yeterli değil. Her okuyuşun yeni kazanımları vardır. Bir de bu şiirlerdeki şiirsel iç müziği yakalamış olması açısından Zübeyde Seven’i yürekten kutluyorum.
      “Bir ulusun yüreğinde köklendiniz şimdi/Toprak kokulu destanlara yazıldı adlarınız” Köy Enstitülü öğretmenlere olan bağlılığını sanat kuralları içinde göstermiş. “Yaşamak Ağrısıyla” s.30, yaşam deneyimlerini sanatın imbiğinden süzerek bize ölümsüz şiirler sunmuş. Şairlere bu tutumundan dolayı neden teşekkür etmeyelim? “Hüznün ustasıdır zaman” diyor şiir ustamız ve susmuyor: Çöz çözebilirsen/Bu sarmal kördüğümü/Aşka mühürlüdür kapılar”
Şair Zübeyde Hanım, bu şiirinde, yaşanan özdeksel deneyimi içsel simgeye vardırarak imgenin gizleriyle birleşip karşımıza çıkıyor. Böylece sanatındaki en olgun düzeyde estetik altyapıyı sağlamlaştırıyor. Yurt çocuklarına yapılan zulümleri de şiirlerine konu edinmiş. Bosna ve Sivas’ı içeren  “Savaş Çocukları” şiirini getirip alnımızın ortasına yazıyor. “Zulüm kokuyor tarihin merdivenleri” Darağaçlarında sönen çocukları da unutmuyor. Zulme karşı şairce direniyor. “Büyüsünü yitirdi çocuksu düşlerimiz”
      “Aşk kâğıtlarda soldu, elde kalan sıfır” dizesiyle vurguladığı mutsuz aşk eylemi “SUSKU” da arada bir karşımıza çıkıyor. Amacına ulaşamayan aşk ateşi bir yerde yanan yüreğini isyan ettirip mutsuzluğa itiyor. “Batan Güneş” s.48, dediklerimi kanıtlıyor. Sanatçımız, bir hüzün denizinde yüzüyor. Yerli sanat geleneğimizin güzelliklerinden de yararlanan Zübeyde Seven Hanım, okuyanı büyülüyor. “Düş Salıncağı” s.54, halk bilgeliğinin eşsiz güzelliklerini taşıyor. “Aşkı saklıyorum/Düş salıncağımda
      “Gül Üşüdü” s.56, ozanımızın iç denizlerinde çalkalanan sevda tutkusunu geniş zamana yayan bir güzel yapıtı.İçten söyleyişlerle Züberyde Seven TURAN bir şiir ırmağı olarak gönlümüze akıyor. Dilinde, dizelerinde imge örgüsünde, düşünsel bulgularla yaşamın gizlerini bulan kendine özgü kişiliğini korumuş, yapıtlarında bütünlüğü sağlayabilmiştir. Bu dediklerim “SUSKU” da doruğa çıkmış. Onun vardığı yeri görmekten, şiirinin serüvenini tanıyan bir kişi olarak kıvanç duyuyorum. Yürek atölyesinde yazacağı daha nice şiirlerini okuma umudumu gizli tutuyorm.
      Sevgili şairim Zübeyde Seven TURAN! Sen de barışa, sevdaya, haklının ve yoksulun yanında durarak İzmir’in Karşıyaka semtinden açtığın pencerenden Türkiye şiirine katkıda bulundun. Barış, umut ve sevda tutkunu, yüreğimden çıkarıp atamam. Sen, beni de şair yapan İzmir kentinin çağdaş aydın bir kadın ozanı olarak hep yaşamalı ve şiir söylemelisin. Şairlik aslında sana çok yakışan bir uğraşı. Ne olur, şiirden başka bir iş yapma! Son yapıtın “SUSKU” yla dediklerimi kanıtladın. Şiirlerin olmasaydı yaşam bu denli güzel olmazdı. “Sabrı çeliğe dönüştüren” ellerinle yaz şiirlerini sonsuza değin. Şairler ve onun şiirlerini okuyanlar ölmez!

BEN

Doğduğunda bayram yapılanlardan değilim ben.
Kız gelmişleyin yas tutulanlardan.
Leydi bebelerden değil,
Toprağa belenenlerden.
Kimi ısıtılmış toprağa...
Arada aferinler alsam da;
Başı okşanmamışlardan.
Çok bayramlar görüp de;
Bayramlık giymemişlerden.
Kimi yüzünü yüreğine gizleyen,
Kimi çekingesiz savaşanlardan.
Güneşle günebakan,
Akşamsefasıyım geceleri...
Kanatlanmış turnayım gökyüzünde,
Sıla  özlemi  yüklü.
Dağlarımın sisli havasında,
Gözlerime ininceye dek  akşamlar,
Özgürlüğünü taşıyanım.
Dokuz köyden kovulup
Erdem uğruna onuncu köy arayanlardan.

Şimdilerde sızlasa da şuram buram
Ben Anadolu kokuyorum
Anadolu kokuyorum buram buram... 

 

  BABA

Kırıkları elimdeydi uçurtmamın
Ondandır mavisini giyinmemişti gökyüzü
Bilmem ki hangi dilden konuşsak Baba
Bir İzmir sabahına sığsa ömrümüz
Yüz görümlülüğü istemese yaşam
Eşelesem onca yılın külünü

Bir değil mi sevgiyi de, nefreti de yaratan
Ortak dili yazdıracak kimbilir!
Ömrü ömre katladık da bunca yıl
İki kere iki dört ediyormuş hâlâ
Hep gitmelere ayarlı zaman
Dokunabilsen yüreğimin çocuk yanına
Yıldızlarca çoğalırdı sevincim

Acının şiirini yazmasam diyorum artık
Sevgileri sularına almasa hüzün
Kanamasa dizeler
Begonvil çoğaldıkça öfkelenir köküne
Kendi toprağına yabanıl, küser batan güne
Açtığı dal kırılıyorken gül'ün
Bilmem ki hangi dilden konuşsak babaca
Güneşe gölge düşmeden Baba!

 

ÇAĞLARDAN ANADOLU

 

Süt tozuyla başladı aptallığım
Suyumu kaynağında kuruttular
Ah! Yüzümün akı ülkem
Solan özgürlüğüme uğramıyor Güneş
Beni kendi emeğimle uyuttular
Köklerim, yüreğimin suları
Demlenen ömürlerin ikindi vaktiyim

Oltadaki yemle aldatılmış bir halkım
Yetim sevincine ortak ettiler beni
Hep yaşamın söküğünde kaldı aklım
Büyüsem, sağaltsam da yaralarımı
Acemi bir terzinin aymazlığına takıldım
Dürüldü dürülecek defterim

 

Yalancı baharlarca sınandım,
Gün görünüp, don tuttular üstüme
Gökyüzüm kırgın ışır toprağına
Bir baş dönmesi ömrüme
Kuruyan dalların umarı ergenliğim
An düşerdi acıların üstüne
Bilgeliğe dönüşen deliliğim

Gölgemde güllere boyandım
Çağ korkular salardı içime
Aşktan, ekmekten ırak
Pasından arınırdı günlerim
Birbirini ötelerdi kuşkular
Doğanın esrikliğine susku dururdu
Çığlığım, sessizliğim, kendim

Günlerden umuttu
Çağlardan Anadolu...

 

                                                        DÜŞAĞAÇ

Yasaklı bir baharım, durduraksız
Çağıldar düşırmağım
Gözyaşı tetikte bulutlarımın
Cemrelere açılmaz kapıları
Bütün zamanları dener yalnızlık
Yatağımdan çekilmez suları
Güneş son demlerinde, eğreti

Işıklı bir mevsim artığıyım
Tutkularım gücünü sınar
Kırık kanatlarımın
Beklemenin sabırsızlığında gül
Zamansız kemirir
En derin yarasını şairin
Bir şiirin yakasındadır iki eli

İklimlere direnen düşağacım
Rüzgâra adadım yapraklarımı
Yarım kalan sevişme kıvamında
Koynumda büyüyen hüzün
Gölgemde dinlenir aşk, sesim
Sesinde kalsın
Kaldıkça dillendir türküleri

Bir tutam kış çiçeğidir ömrüm
Kardelen çoğalırım hep
Kuşkonmaz düşlerine
Zaman çekemez anıların perdesini
Aşka dirim katar
Dilinde eriyen sözcükler
Işıtır yüreğimde sönen feneri

Ateş zamanlarda
Acı öğütür günler
Yersiz yurtsuzdur artık
İki kanat, bir ömür
Kendi dumanında yiter şiir
Yaralıya bakışı eksiltir kimliğini
Çünkü bellidir arının öğretisi...

http://www.dumansizlar.org

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »