15/5/2009 · Kategori: Siir
POSTAL RENKLİ ÜÇ HANÇER
susuyoruz yoruluyor sözcükler
bir damla su bin çınar büyütüyor
hüznü dolamış diline
bekliyor yine de birileri
öyle bungun yüreği
iki kaşın arasına sıkışmış
dünden öksüz kanadı kırık
yaralı kuş gözleri
dehşetin üstünde ölü toprağı
mermeri kırılmış mezarlar
eyvahın akşamıdır
uğrağın uzağında
bildiğim uzun bir ayrılık
adımı unuttum
uykusuzum çat kapı sessiz bir rüzgar
kim bilir hangi diyardan
bakır renkli bir öfke
yalnız yolculukları bekler
bir yudum su son kadeh
bağışla sevgilim
tutsağı m her günüm bir değil
adresler değişmiş
güneş sensiz buz gibi
kalbimde yetmişli sızılar
şavkı evimizden uzakta
bir tutam yıldız
arıyorum gözlerim toprak bakışlı
acının nakışları albümlerde
kulağım sevgisiz seslere yabancı
çoktan geçti baharlar
saçlarım benim değil
kar yağmış uçuk
emek yediveren gülleri
hangi sayfanın anısı
seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor
yangın söndü kül savruldu uyandım
darmadağınık dünyam
he de oğul şu kapı şu duvar
şu da umut yüklü haziranlar
örselenmiş ellerim
sırtımda postal renkli üç hançer
anamm baş koyduğu eşik
şu da kardeşim delik deşik
boynumuzda borcun en büyüğü
ne diyelim sevgilim
bu da geçer
bu da geçer
Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 41)
28/4/2009 · Kategori: Siir
Kaçıncı Babta Musa ve Davut
"Komşunu kendin gibi seveceksin"
Tevrat'tan bir ayet
bahar otu kadar ince
çembere alınmış yaşam
kum ve barut içinde
çığlığın acıtır sütü
sessizliğin adını bırakmaz
ana yüreğinde eski yaralar
doğmakla ölmek arası
kolları kol değil hurma dalı
tuba tersliğinde kökler
alışkın kavruk tenlere
gazze sokakları
havanın ve suyun intiharı
sürgün söğüt sesidir gölgesi
nasıl dayanır sehere
yeli alev taşır
dumanı keder
evsiz ölmek
soluksuz beden
soğuk ter
ansızın susabilir
yüzü ışkın tazeliği
düğümünde el parmağı
adını koy coğrafyanın
bulutlara ağlama
yağmura konuk ol
sözüne öksüz olma
kentine yetim
sür atlarını tan kızılına
bir damla suda boğ okyanusu
güvensiz geceler
çok kurşun bir can
söker taşını yaşamın
kan ağlar azabı vicdan
on emre küs mü şimdi
ateşi alev tur dağı
ülkelerin sesi uğultu
ne gözaydını var
ne günaydını
üç günlük üç aylık bebekler
yüzleri yüz değil yüzleri kan bağı
kaçıncı babta musa ve davut
çöl serabı sevmek sevilmek
meydanlar güvercin ölüsü
meydanlar pus
gökyüzü ne kadar uzak
ne kadar yakın can evim
ateşin narında
hitler fırınlarında yaban değil bizdiniz
ölülerimizdiniz -
ya şimdi
ya şimdi
ne oldu size
susarken göğüs kafesleri çocukların
yanarken gazze
gazze çığlık, gazze yalnız
bahara gömülürken onlar
nefreti bakar aynalarınız
Bekir KOÇAK
Kaçıncı Bapta Musa ve Davut, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Nisan 2008 )
Konur Sokak Uçarı
konur sokakta bir güvercin
kopardı beni zamandan
gülen en gülendi
zamana hançer
bağdaş kurmuş betona
ağıt rezilliğinde yüzü
ötesi bir sigara içimlik
yalnızlık kanadında
kuşluk vakti şimdi
susamlı bir dünya
yarısı simit yarısı açlık
yaşam bu işte
zehir zıkkım tadında
konur sokak uçarı
güvercinler ürkek
yolun ortasında
bir kız bir erkek
adam asılır saçlarından
kahkahalar(ı) ağız taşkını
gazete başlıklarından habersiz
dudağı dudağında
yaşıyorken aşkını
marmara pusuda
kaynar tan yeri suda
kalp kırgınlığı salkım saçak
fısıldar yaprağına ağacın
ter basar utancı
soframız karabasan
gam değil tsunami
ömrün kıyıları vurulduğum
gözler beyaz köpük
eller deniz mavisi
kıyamet ezgisi namus
bıçak yarası
ucu karanlık galeride
ay ölüsü sancı
yalnızlığımız
susmak ve susmak şimdi
Bekir Koçak
Konur Sokak Uçarı, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )
Küfür Ve İnkâr
Büyük usta Nazım Hikmet'in anısına
dört nala geldiğimiz doğru
koparak bağrından uzak asya'nın
ana bellediğimiz yurda
kapıldık büyüsüne denizlerin
sonsuz kederlerden arınıp
güzellikler katmak için ömre
kısrak yelesinde ıslık
çocuk yüreklerinde çığlık
böyle başladık kavgaya
gelincik serinliği akşamlarda
çıngı çıngı düştük "Anadolu" ya
rüzgarsız güneşli bir günde
sözü yarım ağustos sıcağı
dal üstünde kızaran nar
adı önceden konmuş anadolu'da
alev alev dağ başları
umut ateşleri yanar
nesini saklamalı bilmem ki
tarlada bağda bahçede
heba edilirken emek
er çabanın ardında
bir tuhaflık beklemek
gözlerden saklanan sır
kime neyi öder bilinmez
zamana çekilen sınır
iplik iplik örülürken kumaş
Yalım yalım dövülürken demir
müstehzi gülücükler dudaklarda
onur artığı emek
lokma lokma sayılan ter
bağışla bizi nazım usta
bizi anlatmaya yetmiyor
derya deniz sözcükler
bağışla bizi nazım usta
yaşam şimdi yamalı bohça
omuz yükü düş ve keder
ipek inceliği hayaller
yanıp sönse de ateş
elleri titrek derbeder
yorulan rüzgarlar konuğumuz
baş tacı etmek neye yarar
şimdi en büyük değer
küfür ve inkar
sarıldık kem göz ile
donup kaldı ırmakta sular
elinde beyaz mendil
küskün bakar tarih
etrafında insanlığın
söz dinlemez savaş çemberi
solur külünü acının
köy köy şehir şehir
kan çanağı gözleri
atlamak kolay mı çağdan çağa
kanı kurutup mızrakta
unutmak hesabını dünün
ihmalin utancı şafakta
aranır el yordamı umarsız
ağlar bizi nazım usta
yakamızdan tutan el
titretir gülünü kalbimizin
erdem değil ki susmak
aymazlığı siyasanın
iyi doğru ve güzel
cumhuriyet ninnisi bize
sevgiye engel ise
adı belli küresel
Bekir KOÇAK
Küfür ve İnkâr, (Ankara Edebiyat, Sayı: 9, Haziran 2008 )
ÖLÜMÜ ERTELEMEK
saklanır köşe bucak
rengi rengimden ayrı
insanı keder insanı varoş
kırık kalbiyle kentler
geceyi susup günü konuşan
yalan değilse eğer
kahrına ortağım inan
suyu ayrı bir sancı
ateşi ayrı
"bir lokma bir hırka"
döner ömrün çadırında
devridaim çarkı
hesap tutmadı deme
sürüyor hala kavga
yazılmadı alnımıza onursuzluk
dayamadık sırtımızı
terden gayrısına
kıldan ince ne var ki
herkesin sıratı sırtında
yangını en yakın cehennem
gül sızılı dal kırık
kadınlar hüzne gebe
çengi ağlaması değil
ekmeğe atılan çığlık
örer tümcesini susmak
çağın soluğu dizeler
anaç ozanlar dili
kaybolur sıcaklığında tenin
ölümü ertelemek kolay olsa
iner köroğlu düze
yıldızlar yerde gezer
kuş tüyü göğsümüz
uçar gurbeti bize
öfke nöbeti kıyısında gecenin
sesinde şiirin gölgesi
hesapsız menzil bu
dayanamaz ısrarına
saklar güneşe ufku
sözün alnıma geçer
aykırı değilse yazı
bilime yakın mesafe
aşk iksiri gizi besler
kalemler susarsa
rüzgar yanlış yerden eser
Bekir KOÇAK
Ölümü Ertelemek, (Ekin Sanat, Sayı: 23, Ocak 2008 )
Sav Evecen Bulutları
onların bittiği yerdi çoğaldığımız
ağacın dalına küstüğü
gülün rengine sustuğu
bıyık altı gülümseme
geçmişin kanını soludukça deniz
yerimiz yurdumuz belli
kayıplardan değiliz
ortalıktan çekilince el ayak
ihanetin yüzü kırıldığımız
suya sabuna dokunmaktan farklı
gökten iner gibi adımız
anası yitik sözcüklerin
harf emziren mürekkep
geçmişe seslenirken hep
kaldık işte çırılçıplak
tümcenin gözlerinde sis
yurdumuzun yuvamızın kazası
yabana çekilen kıyak
sav evecen bulutları
“tan” al kuşları bekle
taşın gediğinde işler
bundan böyle
kan katran gece
“memed’im memed”
iki adım ötesi ölüm nöbeti
o memed’in bağrında karabasanlar
bu memed’in gecesinde şömine
dağ başı yıldız kümesi
işaret fişeği gözleri
göç hazırlığı değil
değişen gün
elinde viskisi gece memed’in
onlar ve biz
harita büyüklüğünde dünya
varsıl yoksul ayrımı
sevgiyi besleyen analar
binlerce ayet buyruğu tanrıdan
kapadıkça gözlerimizi
tanrı yanımızda
açtıkça gözlerimizi
acılar bağrımızda
dilinde şehvetin tadı
ihanet (e) bozulan niyet
günah kitapları baş ucunda
kuş tüyü yataklar sıcacık
ne yolcu umrunda onların
ne hancı
yarı aç yarı tok memleket
adı neki
adı ahmet
karın tokluğu değil uşaklığı
soros zakkumlu bahçe
bizimki değil o
bizimki kızılcık şerbeti
yâr kaygısı
“bir lokma bir hırka”
ocağında incir ağacı
ağıtlardan kalan acı
camın önünde başka
ardında başka
iftira yorgunu yanağı
gece yarısı baskınlar
meteor basması dünya
ip boğumu
ihtilâl artığı
düşünden uyanan tanrı
bir eli kırık camda
ten çizer diğeri
gölgeler ürperir
sözcükler lâl
dilimiz kızgın demir
“tan” al
sev evecen bulutları
taşın gediğine eğil
çetin işler işiniz değil
“bir eli balda
bir eli yağda”…
cennetin uşakları onlar
neo liberal
vakitsiz esen rüzgarlar
dağıtır odu ocağı
ne alırsan al
her alan kendine pazar
yaban boyunduruğu
alı al moru mor bayraklar
süsler tablosunu ihanetin
yaşamın ağırlığı
hısım akraba
yoldurmuş tüyü teleği
sırıtır çöplüğünde
neo liberal
yolumuz ışımaz ampullerle
çağları delen çentik
suları köpürten harita
gönül saksımızda bizim
yıkanan gün ışığı
alın teri ve namus
yarınımız
doyan karnımız
sosyalizm
Bekir Koçak
Sav Evecen Bulutları, (Ekin Sanat, Sayı: 34, Aralık 2008 )