AYIN ŞİİRİ/ ARİF DAMAR’IN SEÇTİKLERİ'NDEN BİR KAÇ ÖRNE
15/4/2009 · Kategori: Inceleme
AYIN ŞİİRİ/ ARİF DAMAR’IN SEÇTİKLERİ
Çok Ödüllü Şair Abdülkadir Budak
ARİF DAMAR
Şubat 2009 ve bu ayı kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alaz, Andız, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat ve Edebiyat, Sanat Cephesi, Sıkıntı, Sincan İstasyonu, Sözcükler, Şehir, Şiirsanatı, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim’de yayımlanan şiirleri okudum, inceledim. Abdülkadir Budak’ın, Sincan İstasyonu dergisinde yer alan “Lanet Okuma Hakkı” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Belki bilmeyen vardır, bu dergiyi çıkaran da Abdülkadir Budak’tır. Budak’la 70’li yıllarda tanışmıştım.
Benim 1969’da açıp 1984’e kadar çalıştırdığım Üst Bostancı’daki Yeryüzü Kitabevi’ne Osman Serhat’la birlikte uğramışlardı. Osman Serhat zaten oralarda oturuyordu. Budak’la çok sonraları bir edebiyat etkinliği için Bodrum Bitez’e geldiğinde karşılaştık. Eh yeri geldi, anlatayım. Bir motorla bir grup arkadaş Karaada’ya gitmiştik. Benim ayağımda beyaz plastik terlikler vardı. Adanın içindeki mağarada yüzüp motora döndüğümde terlikler bıraktığım yerde yoktu. Kim aldı terliklerimi diye soruştururken Budak o terlikler benimdi, aldım dedi. Kardeşim dedim ben buraya yalın ayakla mı geldim! Biraz tartıştıktan sonra terliklerimi geri aldım. Meğer aynı terlikten onun da varmış. Birlikte kaldığımız yere gidince bulmuş doğal olarak. Şairler dalgın olurlar ama bu kadarı da fazla. Bu da hoş bir anı. Altı yıldır bu Ayın Şiiri çalışmasını sürdürüyorum. Seksene yakın şairi değerlendirdim Abdülkadir Budak kadar çok ödül almış hiçbir şaire rastlamadım. 1982’den 2008’e, Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne kadar tam beş ödül daha kazanmış. Bu Türkiye’de bir rekordur. Ben, ki 40 Kuşağı şairleri arasında sayılıyorum, topu topu bir buçuk ödül alabildim. Buçuk 1959’da Cemal Süreya ile paylaştığımız Yeditepe Şiir Ödülü. Bir de geçen yılın son günlerinde aldığım Sedat Simavi Ödülü. Bu ödül nedense çok önemseniyor. Ama M. C. Anday Ödülü üç bin lira verirken S. Simavi Ödülü bin beş yüz lira ödüyor. Biraz tuhaf gelmiyor mu sizlere de? Ekonomik kriz mi acaba nedeni? Bilemiyorum.
Budak’ın seçtiğim şiiri sınıfsal çelişkiyi yansıtıyor. Budak yönünden çok önemli bir bilinçlenme, gelişme bu. Kendisini kutlarım.
Cumhuriyet 17.03.2009
PORTRE/ABDÜLKADİR BUDAK
23 Nisan 1952’de Sıvas’ta doğdu. Ankara’da okudu. Kayseri’deki Hava Kuvvetleri’nde ve Türk Hava Kurumu’nda çalıştı. İlk şiiri Mayıs 1970 tarihli Defne dergisinde çıktı. Kayseri’de şair ve yazar arkadaşlarıyla birlikte Ozanca ve Hâkimiyet Sanat dergilerini çıkardı. Şiir ve yazılarını bu dergilerin yanı sıra Varlık, Yazko Edebiyat, Adam Sanat, Yeni Biçem vb. dergilerde yayımlandı. Şiir Odası dergisini yönetti. Budak ayrıca İmzası Gül’le 1994 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhan Murat Arıburnu Ödüllerini, Aşk Beni Geçer’le 1998 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, çocuk kitaplarından Bir Gül Çocuk’la 1982 Türk Dil Kurumu Ödülü’nü; Kuşların Alfabesi ile 1998 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü kazandı.
Cumhuriyet 17.03.2009
LANET OKUMA HAKKI
Kapatın kulakları sorular soracağım
Dillerinizi bileyin cevap vereceksiniz
Çeşmeden akan su hayat verirken
Niye köyler yıkan sel olur sizde
Uzanan el sanılan birer uçurumsunuz
Normal boy bir tabuta üç çocuk ölüsü koyup
Doğum günü partimize cenaze marşı olarak
Ah bu nasıl tesadüf, gelmiş bulunursunuz
Denizi tutuklamak o kadar kolay değil
Üstünde uçan martıya yeter sizin gücünüz
Klasik müzikle korna sesi eşittir
Suyun akış hızıyla taşın oturuş hızı
Her yerdesiniz ama sorarız acemice
Siren sesini aratmaz kapınızın zilleri
Yaralı bir şarkı izi gitarın gövdesinde
Korkunun çiçekleri geceleri kokuyor
Sayenizde kopuyor insan sabah olmaktan
Herkes birer Dostoyevski inişli-çıkışlı ruh
Hemingway’ın İspanya’da boğaya yenilmişi
Sayenizde efendim çıngıraklı yılanlar
Daha değer kazanıyor belgesellerde
Sayenizde ney yerine geçiyor neyzen
Bir ağaç, iki hızar, üç devriliş sol yana
Bir ırmak, iki köprü, üç çocuk cesedinden
Ne mümkün sizinle baş etmesi efendim
Derimizden bir harita çıkarıp
Yeni yollar, ülkeler bulsak ordasınız siz
Yola yolcu diken birer güzel terziydik
Yırttınız içimizdeki umut kumaşlarını
Hayatı giyme fırsatını heba ettiniz
Karanlık, bomboş, soğuk salonda
Teneke sesli sunucu sahneye davet eder
Altın Küre Ödülü’nü yine siz alırsınız
Ekmek arası bomba, kandan kızılcık şerbeti
Nasıl unuturuz sizi, ne kadar cömertsiniz
Vampir dudaktan değil boyundan öper
Her ağaç kurdunu kendisi üretirmiş
Alnımız duvar oldukça sizin çivileriniz...
Cumhuriyet 17.03.2009
*** *** ***
Ayın Şiiri ‘Yaprak Dökümü’
ARİF DAMAR
Ocak/2009 ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alez, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Edebiyatta Üç Nokta (İkaros Yayınları), Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sincan İstasyonu (Abdülkadir Budak Sincan’da yayımlıyor.), Sözcükler, Şehir, Şiiristan, Şiirce, Şiirsaati, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim ve Metin Cengiz’in Kitap-lık’ta yayımlanan “Yaprak Dökümü” üç bölümden oluşan şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim.
Metin Cengiz’i yirmi yıldır tanırım. Müteveffa Enver Aytekin’in Sosyal Yayınlar yayınevinde çalışıyordu. O zamanlar bir ahbaplığımız yoktu. Asıl şair Turgat Kantürk’ün birkaç yıl çalıştırdığı Kadıköy’deki Benu-Sen içkievinde dostluğumuz başladı. 1935 Kars doğumlu olan şair, çevirmen ben Kars’tan ayrıldıktan 7 yıl sonra doğmuş. Ben altı ay kaldığım Kars’ı çok sevmiştim. Her yönden çeşitli etnik kökenli insanlar bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. Rus kökenli Malakanlar vardı o zamanlar. Rusya’ya döndüklerini duydum, öğrendim. Acem, Kürt, tabii Türkler, Kara Papaklar, Ermenilerin evleri duruyor kendilerinden tek bir birey yoktu. Yeni bina olarak çirkin bir beton halkevi vardı. Rahmetli İsmet İnönü bir konuşma yapmak için gelmişlerdi. Kendilerini dinledim. Orada henüz DP kurulmamıştı. Caddeleri geniş, yapılar taştandı. 21 yaşındaydım. Kars Devleti Cumhurbaşkanı 120 yaşında dimdik yürüyordu. Sanıyorum bir ay kadar bağımsız bir Cumhuriyet yönetimi sürmüştü. Türkiye’mizin Cumhuriyet olması daha sonradır. İşte Metin’in Karslı olması ona yakınlığımın bir nedeniydi. Metin Cengiz’in 1996’da Behçet Necatigil ödülünü kazanan Şarkılar Kitabı’nı görmedim, okumadım. Fransızcası çok iyi sanıyorum. E. Guillevic’in dört şiir kitabını dilimize kazandırdı. Metin’in şiirlerini tanıdığımdan beri dergilerde okuyor, izliyordum. Benim öznel görüşüme göre bu şiirin çarpıcılığı yaşantısına dayanmasındandır. Devrimci bir geçmişi iki yıllık bir cezaevi konukluğu var yaşamında. Büyük laf etmiş olmayayım ama şiir yazanlar orada bir süre yattıktan sonra şair oluyorlar. Can Yücel bunun en iyi örneğidir. Can, Bir Siyasanın Şiirleri’yle şair oldu. Yani her şiir yazan şair değildir. Örneğin benden başka bilen yoktur, İsmet Bozdağ Bursa’da yaşarken 1930’lu yılların içinde çok güzel “Sen Şarkı Söylediğin Zaman” diye bir şiir yayımladı. Olağanüstü güzeldi. Ama o asla bir şair değildir. Ne laf ettim ama. İtiraz edeni Ümit Yaşar’ı okumaya mahkûm ederim. Onu şair addeden az insan yoktur, bilmez değilim. Aferin Memet bu yolda devam et. Biraz uzattım. Metin’den bundan sonra da böyle albenili şiirler bekliyoruz.
Cumhuriyet 04.03.2009
PORTRE/METİN CENGİZ
Metin Cengiz 1953 yılında Kars’ta doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransızca Bölümü ile İstanbul M. Üniversitesi Fransızca bölümünü bitirdi. 12 Eylül döneminde TCK’nin 141. maddesinden 2 yıl hapis yattı. Bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Sonra değişik gazete ve yayınevlerinde redaktör, editör olarak çalıştı. Halen öğretmenlik ve çevirmenlik yapıyor. Pablo Neruda, Eugéne Guillevic, Jacques Prévert, Jules Laforgue, Aimé Cesaire vb. şairlerden yaptığı çeviriler kitaplaştı. “Baudelaire’den ‘Günümüze Modern Fransız Şiiri Antolojisi”ni hazırladı.
Cumhuriyet 04.03.2009
Yaprak Dökümü
1
Rüyaya benziyor yaşadığımız
Derdim hücrede sabah uyanınca
Yüzlerce savaş ve bozgun içinde
Başlardım saçma sapan bir koşuya
Kayıp bir şehir gibi görünürdü
Güneş düşümde, şehir ki gölgesi
Bardak bardak içilirdi, şehir ki,
Gün çalıp tele vururdu mahkûmlar
Günler örs gibi dövülerek geçti
Hücre bitti ama çekiç bitmedi
2
Ne çok zulüm yılı geçmiş aradan
Geçer gibi tünellerden trenler
Uzun yolları nişanlar trenler
Uzun yollar ardındadır memleket
Rüzgâr olur uzak en küçük haber
Böyle demir çelikleşir beraber
Ölüm ki terkidir dostların bizi
Ölümdür bir komünist cumhuriyet
Yüreğimde rayların iniltisi
Yüreğim sisi aşk denen illetin
3
Nice günler görmüş bir ulu dağım
Rüzgâr değil dört yanımdan çöl eser
Geçtiğim yol hiçliğin uğultusu
Şimdi kafaya bir kurşun sıkmak var
Bir de yaşamak kavim kardeş için
Şimşek gibi çarpsa da gelen yıllar
Aslolan hayat diyor gelen sesler
Kulağa hoş davul zurna sesidir
METİN CENGİZ
Cumhuriyet 04.03.2009
*** *** ***
Ayın şiiri Yılmaz Gruda’dan...
ARİF DAMAR
Kasım 2006 ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Denizsuyu Kâsesi, Deliler Teknesi, Dize, Edebiyatta Üç Nokta, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, Kertenkele, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sözcükler, Sincan İstasyonu, Şarköy Sanat, Şehir, Şiirsaati, Tavır, Tay, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi iklim dergilerinde yayımlanan şiirleri okudum ve inceledim.
Ve sonunda Berfin Bahar dergisinde yer alan Yılmaz Gruda’nın “Reklamcı (Doğ. m.ö. 829)” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Yılmaz Gruda bilindiği gibi şairliğinin yanı sıra aktördür (oyuncu) aynı zamanda. Yılmaz’ı ben Ankara’da yaşadığım yıllarda tanıdım. Yıl 1945 ya da 46 olabilir. Ahmet Oktay’la yakın arkadaştılar. Ben 20-21, onlar benden 8 yaş küçük olduklarına göre 12, 13, bilemedin 14 yaşlarında çocuklardı. O yaşlarda bu yaş farkı çok önemli oluyor. Olgunluk yaşından sonra bu fark önemini yitiriyor. Daha sonraları önemi kalmıyor, önemini yitiriyor. Aradan bir on yıl kadar geçince ikisi de İstanbul’a göçtüler. Yılmaz’ı daha az ama Ahmet Oktay’ı daha çok görüyordum.
Yılmaz’ın aktörlüğü İstanbul’a geldikten sonradır. Ahmet kendini bütünüyle edebiyata verdi. Yılmaz daha seyrek şiir yayımlıyordu. Yalnız birkaç yıl önce bir şiir kitabıyla Yunus Nadi Ödülü’nü aldığını anımsıyorum. İkisi de toplumcu şiir anlayışını paylaşıyorlardı. Ahmet Oktay şiirini daha bir geliştirdi. İnceltti. İkinci Yeni’ci olmadı ama o anlayışı göz önünde tuttu. Yılmaz’ın bir yandan aktörlük çalışmaları çok zamanını aldığından şiir konusunda fazla çaba gösteremedi. Fakat benim seçtiğim ve okuduğunuz bu şiir ödül alan kitabındaki şiirlerin çok üstünde. İşte bu şiirini ben çok sevdim, çok beğendim.
Görüldüğü gibi çok güzel, üstünde çok çalışılmış bir şiir, kapitalizmin açık eleştirisi. Yazılması gerekli, fakat neden hiç yazılmayan, özlemini çektiğimiz, devrimci bir şiir. Gönül isterdi ki bu ya da benzeri bir şiiri genç bir şair yazsaydı. Ne yazık ki yaşı 70’i aşmış bir şair Yılmaz Gruda yazdı. Eski dostumu kutluyorum.
Cumhuriyet 29.12.2008
PORTRE/YILMAZ GRUDA
Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, oyun yazarı, çevirmen Yılmaz Gruda’nın şiirleri, 1950’li yıllarda çeşitli dergilerde yayımlanmaya başladı.Tiyatrocu ve sinema oyuncusu olarak bugüne dek sanat yaşamını sürdüren Gruda, aynı zamanda Attila İlhan ile beraber Mavi hareketini yaratan şairlerdendir. Gruda, gazetemizin düzenlediği Yunus Nadi Ödülleri’nde 2003’te Marathon “Bir Uzun Koşu” ile şiir ödülünü, 1999’da ‘Çerçi Zeus’ ile “Behçet Aysan Şiir Ödülü”nü aldı.
Cumhuriyet 29.12.2008
REKLÂMCI (Doğ. m.ö. 829)
Direnme
ne diyorsam: ‘evet!’ de
korkunçtur öfkesi para’nın
“ezin!” dedi mi
taun vurur, vurur açlık, yıkım
mağması yüze döner yedi kat yerin
ey yazgısı tüketici olan
direnme, tut ellerimi
para’nın aracı oğluyum ben
tuttun mu
bilmezsin nedir karanlık
(bırak ulus çırpınan uzun abdalı
bırak yansın kendi âteşinde!)
arkaik bir deyim artık sınırlar
usa aykırı, çağda ters
(...)
direnme boşuna
denizin gelgitleri bile elinde
şimşek onun, fırtına ondan
yağmur onunla
elektroniğin çarı o
direnme artık
ya iktidarı satın alır
ya yeni bir iktidar
“evet” de: cennet!
Sunu:
Duyur musun ey ulu para
sürüyor kutsal görevim
yine iniyor yırtarak toprağın etini
iniyor uzun suları
bir kırbaç gibi çarparak suratına
ülkelerin
iniyor tüketim kültüyle
yoğurarak insanoğulunu
sana yeni sunaklar yaratmak için
altın ve füzyon halinde!
(-çek’i yine zürih’e!)
Cumhuriyet 29.12.2008
*** *** ***
Ayın Şiiri Sarıoğlu’dan
ARİF DAMAR
Haziran 2008 ayı edebiyat dergilerinden; Airodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, Aşkar, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Dramaffon, Dize, Evrensel Kültür, Edebiyat ve Eleştiri, Formum Edebiyat, Gediz, H. Gösteri, Hayal, Kertenkele, Kitap-lık, Kum, Lâcivert, Sanat Cephesi, Sincan İstasyonu, Sonra, Sözcükler, Şehir, Tavır, Tay, Edebiyatta Üç Nokta, Varlık, Yasakmeyve, Yedi İklim’de yer alan şiirleri okudum, inceledim. Yasakmeyve dergisinde yayımlanan Sezai Sarıoğlu’nun “Ah Min’el Hatır” adlı 10 bölümden oluşan uzun ve büyük şiirini (çalışmasını) Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Görüldüğü gibi Sezai şiirini edip Cansever’in Fethi Naci için yazdığı bir şiirin bir bölümün aktarılması ile sunuyor. Yukarıda da söylediğim gibi 10 bölümlük şiir dergisinin 5 sayfasını silme kaplıyor. Açıkça görüleceği gibi bu büyük şiir uzun bir çalışmanın, çabanın başarılı bir ürünüdür. Edebiyat çevrelerinince bilindiği gibi ünlü eleştirmen Fethi Naci son birkaç yıldır maalesef pek iyiye doğru gelişmeyen bir sayrılığın pençesindedir. Yakın zamana kadar değerli eşi Lâle Hanım’ın refakatinde ünlü Cuma toplantılarına katılıyordu. Şimdilerde ne yazık ki canı çekmiyor, evden çıkmak istemiyormuş. İşte Sezai Sarıoğlu da Naci’nin bu durumundan derinden duyduğu keder ve üzüntüyü dile getiriyor. Şiiri her okuyan da aynı üzüntüyü derinden duyacak, kederlenecektir. Kuşkusuz özellikle dostları, geniş okur kitleleri ve memleketteki yani Giresun’daki arkadaşları, akrabaları, Naci’nin değerini bilen Giresun halkı. Ataç’ın yitiminden sonra Fethi Naci onun bıraktığı boşluğu elinden geldiğince doldurmaya çalıştı. Şimdi Naci’nin kalemi sustu. Artık taşıdığı ağır yük ve sorumluğu Semih Gümüş yüklenecek görünüyor. Kardeşim Lâle’ye telefon edip Sezai Sarıoğlu’nun şiirini okumasını ve Naci arkadaşımıza da dinletmesini önerdim. Daha önce de yazmış, söylemiştim, değeri toplumca onaylanmış kişileri yaşarken onurlandırmalıyız. Ama bizde ne yazık böyle olmuyor. Cemal Süreya’ya Dr. İhsan Ünlüer’e yitip gittiklerinden sonra yaşadığı sokakların adları verildi.
Tek istisna Dağlarca’ya (O da yaşı 90’a dayanınca) yaşadığı kısa sokağa adı verildi. İstanbul için konuşuyorum. Örneğin İzmir’e bunun güzel örnekleri var. Yıllardır İlhan Berk’in Bodrum’da oturduğu Şalvarağa Sokağı’na adının verilmesi için yetkili kimselere rica üstüne ricada bulundum. Maalesef şimdiye dek bir sonuç vermedi. Ama Zeki Müren Caddesi var. düşünebiliyor musunuz? Zeki Müren, İlhan Berk. İnsanın kolları iki yana düşüyor. On yıllarca Nâzım Hikmet’e kan kusturan yetkin (!) insanlardan ne beklenir ki!.. (Not: Şiir çok uzun olduğundan yalnızca ilk bölümüne yer verebiliyoruz.)
Cumhuriyet 04.08.2008
PORTRE/ SEZAİ SARIOĞLU
Sezai Sarıoğlu, 1950 Ordu, Ünye’de doğdu. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. 1983-88 yılları arasında çeşitli cezaevlerinde tutuklu kaldı. Yeni Öncü dergisinin yayın kurulundan sonra Özgür Gündem gazetesinde çalıştı. Pencere Yayınları’ndan ‘Terspektifler’ isimli denemeleri, Çiviyazıları’ndan ‘Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler’ isimli ÇGH ve Musa Anter Ödülü alan söyleşi ve denemeleri yayımlandı. Sombahar, Ludingirra isimli dergilerde şiir üzerine yazıları ve şiirleri yayımlandı. Bir ara Öküz dergisinde ‘Şehir Aşkiyasi’ adıyla yazılar yazdı. Söz ve V Özgürlük dergilerinde çalıştı. Yurtiçinde ve değişik Avrupa ülkelerinde ‘Annemin Şarkı Sandığı’ isimli anlatı-dinletiler yaptı. ÖDP kurucularından olan Sarıoğlu, bir dönem parti meclisi üyeliği yaptı.
Eserleri: Nar Taneleri Gayriresmi Portreler(2001), Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler(1996), Terspektifler(1994).
Cumhuriyet 04.08.2008
Ah Min’el Hatır
“.... / Günbatımı! / Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle / Kolumu tutuyor Fethi Naci, şu manzaraya bak, diyor / Tam Galata Köprüsü’nün üstünde / Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de / Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu / Susturulmanın / Ve günbatımında leylek sürüsü / Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci’nin yüzüne / Kırılmak ama birlikte / Birlikte, ama kırılmamak / Ve sanki kalplerimiz her yanı dökülen bir otobüste / Öyle/./ ”
(Edip Cansever, “Dostlar”, Fethi Naci’ye)
I.
günün hülasası şuydu sanki;
hatırın emri, hatıranın kavliyle giresun’dan
gülcemal vapuruyla seyrüsefer yapıldı
dünyada söz fazlalığı, öz azlığı vardı
dışlarından oluşan çoğunluklar
içlerinden oluşan azınlıklar geçildi
hevesnefes kerasuslu naci amca’ya gidildi,
su’suz ve uykusuz kitapların huzurunda
ikindi bir vakte kadar söz-söze gelindi
göz ve gönül ucuyla sorulara aracılık edildi
sahafa düşmüş tıpkıbasım eleştirmendi sanki
suçsuz sular içen ötümlü kuşların derdi anlaşıldı
noktası noksan hattın iması ve imlası anlaşıldı
beni eleştirilerim unutkan yaptı, demeye getiren
naci abi’nin yüz sorulu derdi anlaşılamadı
Sezai Sarıoğlu
Cumhuriyet 04.08.2008

