POSTAL RENKLİ ÜÇ HANÇER

15/5/2009 · Kategori: Siir

POSTAL RENKLİ ÜÇ HANÇER

 

susuyoruz yoruluyor sözcükler

bir damla su bin çınar büyütüyor

hüznü dolamış diline

bekliyor yine de birileri

öyle bungun yüreği

iki kaşın arasına sıkışmış

dünden öksüz kanadı kırık

yaralı kuş gözleri

 

dehşetin üstünde ölü toprağı

mermeri kırılmış mezarlar

eyvahın akşamıdır

uğrağın uzağında

bildiğim uzun bir ayrılık

adımı unuttum

uykusuzum çat kapı sessiz bir rüzgar

kim bilir hangi diyardan

bakır renkli bir öfke

yalnız yolculukları bekler

 

bir yudum su son kadeh

bağışla sevgilim

tutsağı m her günüm bir değil

adresler değişmiş

güneş sensiz buz gibi

kalbimde yetmişli sızılar

şavkı evimizden uzakta

bir tutam yıldız

 

arıyorum gözlerim toprak bakışlı

acının nakışları albümlerde

kulağım sevgisiz seslere yabancı

çoktan geçti baharlar

saçlarım benim değil

                      kar yağmış uçuk

 

emek yediveren gülleri

hangi sayfanın anısı

seviyor sevmiyor seviyor sevmiyor

yangın söndü kül savruldu uyandım

darmadağınık dünyam

he de oğul şu kapı şu duvar

şu da umut yüklü haziranlar

örselenmiş ellerim

sırtımda postal renkli üç hançer

anamm baş koyduğu eşik

şu da kardeşim delik deşik

boynumuzda borcun en büyüğü

ne diyelim sevgilim

                    bu da geçer

                    bu da geçer

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 41)

ÖĞRETMEN BENİSA

13/5/2009 · Kategori: Elestiri

ÖĞRETMEN BENİSA

 Ömer AKŞAHAN

 “Öğretmen Benisa”yı tanımadan önce öğretmen Huriye Saraç’ı tanıdım. Nisan güneşinin içimizi ısıttığı bir gün onunla beraber Ödemiş Hamamköy’de Atatürk Çocukları Kütüphanesi açılışındaydık. Diğer yazar ve şair dostların arasında giyimi, kuşamı ve davranışlarıyla farklılığını kolayca ele veren biriydi. Onun açılış törenini izlemeye gelen Hamamköylü kadınların çokluğu karşısında duyduğu sevinç ilk anda her öğretmenin duyacağı sevince benziyor olsa da altında yatan asıl nedeni ancak “Öğretmen Benisa” romanını okuduğumda daha iyi anlayabilecektim. O gün, onun ilk görev yeri olan Emirdağ’ın Leblebici köyünde öğretmenliğe başladığı günkü kadar bir heyecan dalgası ak saçlarından bizlere kadar savrularak geliyordu. Gözlerindeki pırıltı onu dinleyen köy kadınlarına yansıdıkça daha bir coşkuyla kucaklıyordu çocukları.

***.

Broy Yayınlarından Yetkin Aröz’ün editörlüğünde üç cilt halinde toplam 1075 sayfalık, Huriye Saraç’a göre bir öz yaşam öyküsü, kimi yazarlara göre anıromanı olan kitap baba Tosun Beye verilen söz nedeniyle 1985’teki ölümünün ardından kaleme alınmaya başlar. 

Yetkin Aröz’ün I. Cildin önsözünde yer alan şu saptaması kitabın içeriği hakkında ipucu gibidir. “Yaşam nasıl bir hızla akıp gider, bugün düne dönüşür, dün nasıl bir hızla geçmiş olur. Uzayıp giden bir zamanın suskun aralığına çekilir. Gün gelir; anılar, belleğin defterinden damıtılmış şaraplar gibi dökülür, gözyaşı ve yaşam soluk alıp vermeye başlar. Acıların harmanından unutulmazın romanları çıkar.”

Huriye Saraç’ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı anıroman yaşadığı acıların katıksız tam bir harmanıdır. Bunlar öylesine bir acı ki, her satırından doğan öfke seli okurun yüreğine akar; onunla özdeşleşir; yazarın çok naif betimlemelerinin peşinden öfkenin kara doruğuna çıkar. Tosun Bey gibi (yazar babasının gerçek adını gizlemiştir) insanların bir aktörden farksız bir cadı kadının nasıl oyuncağı olduğuna tanık olur. Okur, ancak yıllar sonra gerçeği görebilen; yeri geldiğinde duyarsız, katı ve acımasız olabilen bir babanın ailesini nasıl dağıttığını görür. Eğer siz de onun gibi bir üvey ana zulmü görmüşseniz kitap acılı günlerinize sizi kolayca götürebilir. Ya da üvey ana zulmünü bir kitap nasıl iyi anlatır diyorsanız salık verebileceğim tek kitap Öğretmen Benisa’dır.

***

Bu kitabın günün birinde sinemaya uyarlandığını düşünüyorum da; izleyenlerde nasıl bir etki bırakır acaba, demekten kendimi alamıyorum. Huriye Saraç yaşadıklarını öylesine canlı anlatıyor ki, doğrusu senariste pek fazla iş kalmamış. Yazarın dili sinema diline çok yatkın. Kitapta olayların örgüsü bölüm başlıklarıyla izlenebiliyor; bu da okurun bir sonraki bölümde neler yaşanacağı konusunda merak uyandırıyor. Bunu sürekli yaşatan bir dizge söz konusu. Bir gece sıra Benisa Öğretmen’in Çoban Ağanın evinden kaçmayı denediğini anlattığı bölümü okuyordum. Bu, onun ikinci kez denemesiydi. İlkinde başaramamıştı. Bu kez başarabilecek miydi? Olayın akışına kendimi kaptırmıştım. Uykum ağır basmasına karşın olayın sonunu öğrenmek uğruna kitabı elimden bırakamadım.

“Cesaretlendim, tam sırasıymış gibi geldi.

‘Bana yarım gün izin ver, analığımın bu oyununu babama anlatayım. İkimizin de suçsuzluğu anlaşılsın! Barışırız!’ dememe sertçe çıkıştı:

‘Olmaz! Kızgın demir ele alınmaz demiş atalar!’

Yineledim: ‘Doğruyu öğrenince ikna olur, affeder babam!’

‘Delibaşlığın tutmasın. Zaman ve para demiri hamur eder!’ (s.37, II. cilt)

Bu denli yalın bir dil, sıkça başvurduğu yerel deyişler romanının akıcılığına apayrı bir okuma tadı katıyor.

***

Doğrusu bu ya, herkesin yaşamı bir roman dedikleri bu olsa gerek. Kendi mesleki yaşamımı göz önüne getirdiğimde Huriye Öğretmenle benzerlikler olduğunu gördüm. Ben de Benisa öğretmen gibi bir göçmen kuştum. Muş’ta başlayıp Almanya’da sona eren; oradan oraya savrulan; bir görevde en fazla beş yıl kalabilen; yeni yerler, yeni insanlar peşinde koşan bir ruha sahiptim. Seyahat etmekse tutkularımın başında geliyordu.

Bir diğer benzer yanımsa, Benisa öğretmen gibi benim de Eskişehir’de çalışmamdı. O yer ki, İl merkezine 150 kilometre uzaklıkta Arayıt Dağı eteğine kurulu Yörüklerin yaşadığı Kayakent kasabasıydı. Orada üç yıl çalıştım. Burunlu Austin arabalarla kente gidişlerim unutulacak gibi değildi. O coğrafyada yaşayan insanları tanımış, kısa zamanda kaynaşmıştım. Bugünse orada yetiştirdiğim öğrencilerimle aradan 32 yıl geçmesine karşın bağım sürüyor.

***

Roman kahramanlarının yaşamlarına ilişkin notlar ve Benisa Öğretmenin okul arkadaşları, oğlu Muzaffer ve oğlunun babası Fahri’yle çekilmiş bir fotoğrafının da yer aldığı son bölümde kitaba ilişkin okur görüşlerine de yer verilmiş. III. Kitabın o bölümünden yapacağım kısa alıntılar kitabı daha iyi tanımamıza katkı verebilir.

“Öğretmen Benisa eseriniz beni uykudan etti. Yemek yerken bile elimde taşıdığım için çevremdeki insanlar yanında ‘tuhaf’ duruma düşürdü.

…Türk eğitim ve edebiyat tarihine sizin en büyük armağanınız, Köy Enstitülerini bir enstitülü öğretmen hanım olarak roman diliyle topluma en iyi biçimde sunmanız.” (İlhami Özer-Em. Öğretmen)

“Benisa Öğretmen’in hamuru, Anadolu toprağının derinliklerinden gelen köklerle yoğrulmuş. Bu hamura Köy Enstitülerinden gürül gürül akan su ve tuz eklenmiş. Ellerine, yüreğine sağlık, Öğretmen Benisa’yı yazdığın için Huriye Saraç öğretmenim…” (Mehmet Ersin-Araştırmacı Yazar)

“Bu esere roman mı demeli, yoksa Emirdağ’ın Aslan köyünde 1930’lu yıllarda dünyaya gelen Benisa adlı çilekeş bir kızın yaşam öyküsü mü demek daha doğru olur, bilemem? Kitabı, geldim gittim okudum, yattım kalktım okudum; çoğu geceler uykusuz kaldım. Bayram ziyareti boşluklarında bile okumayı sürdürdüm. Son yıllarda, bir kitabı bu denli merak ve istekle okuduğumu hatırlamıyorum.” (Fazıl Bayraktar-Em. General)

“Bir Anadolu destanı gibi okudum. Anadolu insanının az sözle anlam zenginliği yaratma ya da imleme yeteneklerinin doruğa ulaştığını gördüm… ‘Sol yanımı duvara verdim. Ablam da ben de bir anda bulutlandık.’ ‘Cici ana diye geliyorlar, öcü ana oluveriyorlar.’ Bir ömrün sessizliğini bozdu Öğretmen Benisa!” (Zübeyde Seven Turan-Şair Yazar)

***

Kitabı okuduktan sonra ortaya konan yorumlar bir yana kitabın yüreğimdeki etkilerini de göz önüne aldığımda ortaya çıkan gerçek şu; “Öğretmen Benisa”nın olağanüstü bir dile sahip, tek kelimeyle ‘destansı bir yaşamöyküsü’ olduğudur.

İtiraf etmeliyim ki, yakın zamana kadar beni böylesine derinden etkileyen ikinci bir kitap karşıma çıkmadı.

Yazarın başarısındaki giz; onun her fırsatta minnetle andığı Köy Enstitüsü gerçeğinden başka ne olabilir ki! Onun ticari bir kaygı gütmeyişinin yanısıra bir de yaşadığı onca dağıtım sıkıntısına karşın yaşına ve sağlığına aldırış etmeksizin Anadolu yollarına düşmesi de aldığı eğitimin doğal bir sonucu değil mi?

Ben de Sayın Zübeyde Seven Turan’ın dileğine katılıyor ve Huriye Saraç öğretmenime en içten duygularımla “Aydınlanmaya adanmış ışığın hiç sönmesin!” diyorum. 

 

..//.. Ömer Akşahan/03.05.2009/Ödemiş

DERGİLERDEKİ ŞİİRLERİ 3 / BEKİR KOÇAK

28/4/2009 · Kategori: Siir

Kaçıncı Babta Musa ve Davut

                       "Komşunu kendin gibi seveceksin"

                                                Tevrat'tan bir ayet

 

bahar otu kadar ince

çembere alınmış yaşam

kum ve barut içinde

çığlığın acıtır sütü

sessizliğin adını bırakmaz

ana yüreğinde eski yaralar

doğmakla ölmek arası

kolları kol değil hurma dalı

tuba tersliğinde kökler

alışkın kavruk tenlere

gazze sokakları

 

havanın ve suyun intiharı

sürgün söğüt sesidir gölgesi

nasıl dayanır sehere

yeli alev taşır

 

dumanı keder

evsiz ölmek

  soluksuz beden

                     soğuk ter

ansızın susabilir

yüzü ışkın tazeliği

düğümünde el parmağı

adını koy coğrafyanın

bulutlara ağlama

yağmura konuk ol

sözüne öksüz olma

kentine yetim

sür atlarını tan kızılına

bir damla suda boğ okyanusu

güvensiz geceler

çok kurşun bir can

söker taşını yaşamın

kan ağlar azabı vicdan

on emre küs mü şimdi

ateşi alev tur dağı

ülkelerin sesi uğultu

ne gözaydını var

ne günaydını

 

 

 

 

 

 

 

üç günlük üç aylık bebekler

yüzleri yüz değil yüzleri kan bağı

kaçıncı babta musa ve davut

çöl serabı sevmek sevilmek

meydanlar güvercin ölüsü

meydanlar pus

gökyüzü ne kadar uzak

ne kadar yakın can evim

 

ateşin narında

hitler fırınlarında yaban değil bizdiniz

ölülerimizdiniz -

ya şimdi

ya şimdi

ne oldu size

susarken göğüs kafesleri çocukların

yanarken gazze

gazze çığlık, gazze yalnız

bahara gömülürken onlar

nefreti bakar aynalarınız

 

Bekir KOÇAK

Kaçıncı Bapta Musa ve Davut, (Ankara Edebiyat, Sayı: 7, Nisan 2008 )

 

 

Konur Sokak Uçarı

 

konur sokakta bir güvercin

kopardı beni zamandan

gülen en gülendi

                         zamana hançer

bağdaş kurmuş betona

ağıt rezilliğinde yüzü

ötesi bir sigara içimlik

yalnızlık kanadında

kuşluk vakti şimdi

 

           susamlı bir dünya

           yarısı simit yarısı açlık

           yaşam bu işte

           zehir zıkkım tadında

 

konur sokak uçarı

güvercinler ürkek

yolun ortasında

           bir kız bir erkek

           adam asılır saçlarından

           kahkahalar(ı) ağız taşkını

           gazete başlıklarından habersiz

           dudağı dudağında

                                 yaşıyorken aşkını

 

marmara pusuda

kaynar tan yeri suda

kalp kırgınlığı salkım saçak

fısıldar yaprağına ağacın

ter basar utancı

soframız karabasan

gam değil tsunami

ömrün kıyıları vurulduğum

gözler beyaz köpük

             eller deniz mavisi

 

             kıyamet ezgisi namus

             bıçak yarası

             ucu karanlık galeride

             ay ölüsü sancı

             yalnızlığımız

             susmak ve susmak şimdi

Bekir Koçak

Konur Sokak Uçarı, (Ekin Sanat, Sayı: 27, Haziran 2008 )

 

Küfür Ve İnkâr

 

                                      Büyük usta Nazım Hikmet'in anısına

 

dört nala geldiğimiz doğru

koparak bağrından uzak asya'nın

ana bellediğimiz yurda

 

kapıldık büyüsüne denizlerin

sonsuz kederlerden arınıp

güzellikler katmak için ömre

 kısrak yelesinde ıslık

çocuk yüreklerinde çığlık

böyle başladık kavgaya

gelincik serinliği akşamlarda

çıngı çıngı düştük "Anadolu" ya

 

 

rüzgarsız güneşli bir günde

sözü yarım ağustos sıcağı

dal üstünde kızaran nar

adı önceden konmuş anadolu'da

alev alev dağ başları

umut ateşleri yanar

 

nesini saklamalı bilmem ki

tarlada bağda bahçede

heba edilirken emek

er çabanın ardında

bir tuhaflık beklemek

gözlerden saklanan sır

kime neyi öder bilinmez

zamana çekilen sınır

 

iplik iplik örülürken kumaş

Yalım yalım dövülürken demir

müstehzi gülücükler dudaklarda

onur artığı emek

lokma lokma sayılan ter

bağışla bizi nazım usta

bizi anlatmaya yetmiyor

derya deniz sözcükler

 

bağışla bizi nazım usta

yaşam şimdi yamalı bohça

omuz yükü düş ve keder

ipek inceliği hayaller

yanıp sönse de ateş

elleri titrek derbeder

 

yorulan rüzgarlar konuğumuz

baş tacı etmek neye yarar

şimdi en büyük değer

küfür ve inkar

sarıldık kem göz ile

donup kaldı ırmakta sular

elinde beyaz mendil

küskün bakar tarih

etrafında insanlığın

söz dinlemez savaş çemberi

solur külünü acının

köy köy şehir şehir

kan çanağı gözleri

 

 

atlamak kolay mı çağdan çağa

kanı kurutup mızrakta

unutmak hesabını dünün

ihmalin utancı şafakta

aranır el yordamı umarsız

ağlar bizi nazım usta

yakamızdan tutan el

titretir gülünü kalbimizin

erdem değil ki susmak

aymazlığı siyasanın

iyi doğru ve güzel

cumhuriyet ninnisi bize

sevgiye engel ise

adı belli küresel

 

Bekir KOÇAK

 

Küfür ve İnkâr, (Ankara Edebiyat, Sayı: 9, Haziran 2008 )

 

 

ÖLÜMÜ ERTELEMEK

 

saklanır köşe bucak

rengi rengimden ayrı

insanı keder insanı varoş

kırık kalbiyle kentler

geceyi susup günü konuşan

yalan değilse eğer

kahrına ortağım inan

 

suyu ayrı bir sancı

ateşi ayrı

"bir lokma bir hırka"

döner ömrün çadırında

devridaim çarkı

 

hesap tutmadı deme

sürüyor hala kavga

yazılmadı alnımıza onursuzluk

dayamadık sırtımızı

terden gayrısına

 

kıldan ince ne var ki

herkesin sıratı sırtında

yangını en yakın cehennem

gül sızılı dal kırık

kadınlar hüzne gebe

çengi ağlaması değil

ekmeğe atılan çığlık

 

örer tümcesini susmak

çağın soluğu dizeler

anaç ozanlar dili

kaybolur sıcaklığında tenin

ölümü ertelemek kolay olsa

iner köroğlu düze

yıldızlar yerde gezer

 

kuş tüyü göğsümüz

uçar gurbeti bize

öfke nöbeti kıyısında gecenin

sesinde şiirin gölgesi

hesapsız menzil bu

dayanamaz ısrarına

saklar güneşe ufku

 

sözün alnıma geçer

aykırı değilse yazı

bilime yakın mesafe

aşk iksiri gizi besler

kalemler susarsa

rüzgar yanlış yerden eser

 

Bekir KOÇAK

 

Ölümü Ertelemek, (Ekin Sanat, Sayı: 23, Ocak 2008 )

 

 

Sav Evecen Bulutları


onların bittiği yerdi çoğaldığımız
ağacın dalına küstüğü
gülün rengine sustuğu
bıyık altı gülümseme
geçmişin kanını soludukça deniz
yerimiz yurdumuz belli
kayıplardan değiliz
ortalıktan çekilince el ayak
ihanetin yüzü kırıldığımız
suya sabuna dokunmaktan farklı
gökten iner gibi adımız
anası yitik sözcüklerin
harf emziren mürekkep
geçmişe seslenirken hep
kaldık işte çırılçıplak
tümcenin gözlerinde sis
yurdumuzun yuvamızın kazası
yabana çekilen kıyak
sav evecen bulutları
“tan” al kuşları bekle
taşın gediğinde işler
bundan böyle
kan katran gece
“memed’im memed”
iki adım ötesi ölüm nöbeti
o memed’in bağrında karabasanlar
bu memed’in gecesinde şömine
dağ başı yıldız kümesi
işaret fişeği gözleri
göç hazırlığı değil
değişen gün
elinde viskisi gece memed’in
onlar ve biz
harita büyüklüğünde dünya
varsıl yoksul ayrımı
sevgiyi besleyen analar
binlerce ayet buyruğu tanrıdan
kapadıkça gözlerimizi
tanrı yanımızda
açtıkça gözlerimizi
acılar bağrımızda
dilinde şehvetin tadı
ihanet (e) bozulan niyet
günah kitapları baş ucunda
kuş tüyü yataklar sıcacık
ne yolcu umrunda onların
ne hancı
yarı aç yarı tok memleket

adı neki
adı ahmet
karın tokluğu değil uşaklığı
soros zakkumlu bahçe
bizimki değil o
bizimki kızılcık şerbeti


yâr kaygısı
“bir lokma bir hırka”
ocağında incir ağacı
ağıtlardan kalan acı
camın önünde başka
ardında başka
iftira yorgunu yanağı
gece yarısı baskınlar
meteor basması dünya
ip boğumu
ihtilâl artığı
düşünden uyanan tanrı
bir eli kırık camda
ten çizer diğeri
gölgeler ürperir
sözcükler lâl
dilimiz kızgın demir
“tan” al
sev evecen bulutları
taşın gediğine eğil
çetin işler işiniz değil
“bir eli balda
bir eli yağda”…
cennetin uşakları onlar
neo liberal
vakitsiz esen rüzgarlar
dağıtır odu ocağı

ne alırsan al
her alan kendine pazar
yaban boyunduruğu
alı al moru mor bayraklar
süsler tablosunu ihanetin
yaşamın ağırlığı
hısım akraba
yoldurmuş tüyü teleği
sırıtır çöplüğünde
neo liberal
yolumuz ışımaz ampullerle
çağları delen çentik
suları köpürten harita
gönül saksımızda bizim
yıkanan gün ışığı
alın teri ve namus
yarınımız
doyan karnımız
sosyalizm

Bekir Koçak

 

Sav Evecen Bulutları, (Ekin Sanat, Sayı: 34, Aralık 2008 )

İZMİR’DEN BİR SEVDA ŞAİRİ

25/4/2009 · Kategori: Gunluk

ZÜBEYDE SEVEN TURAN

E-posta:   seventuran@mynet.com

ÖZGEÇMİŞ

 

 1954 Yılında Samsun'da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Samsun'da tamamladı. Ankara Gazi Üni. İkt. Ve İda. Bil. Fak.ni bitirdi.

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde Malmüdürü ve Saymanlık Müdürü olarak görev yaptı. 1999 Yılında, İzmir Gaziemir Malmüdürlüğü görevinden emekli oldu.

Yazına şiirle başladı. Dört yetişkin şiir, bir çocuk şiir, sekiz çocuk öykü kitabı olmak üzere, şimdiye değin on üç kitabı yayımlandı.
Bir çocuk şiir dosyası, on sekiz çocuk öykü dosyası basım aşamasındadır. Ekin ırmağı akışını sürdürmekte; şiirleri, öyküleri, tanıtım ve deneme türü ürünleri çeşitli dergilerde yayımlanmaktadır.
Dil Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği ve Atatürkçü Düşünce Derneği üyesidir.
Evli, Hasancan ve Ceren'in annesidir.
İzmir'de yaşamaktadır.

YAYINLANMIŞ YAPITLARI


Cemre Düştü Gönlüme   Şiir   1996,  1997, 1998  Sam yayınları
Sevgiyle Gelen               Şiir   1998                     Sam yayınları
Işıktı Gölgem                 Şiir   2004                     K yayınları
Susku                           Şiir   2006                     Lacivert Yay.
Cerence Çocuk şiir  1999,2000,2001,2002,2003, 2004     Etki yayınları           
Canöz              Dörtlü çocuk öykü    2001           Etki yayınları
Gülce              Çocuk öykü          2000, 2002      Tudem
Utku                Çocuk öykü             2003           K yayınları
Aliş                  Çocuk öykü            2003           K yayınları
Çilli Mustafa     Çocuk öykü            2003            K yayınları
Menekşe          Çocuk Öykü           2007          Lacivert Yayınları

 

YAYINLANMAYA HAZIR DOSYALAR

Birce     Çocuk şiir   basım aşamasında
On altı çocuk öykü basım aşamasında


İZMİR’DEN BİR SEVDA ŞAİRİ

zübeyde seven turan

                                “Düşlerimize sevdalar düşürdük yeniden
                                 Yüreklerimizde uçurduk özgür kuşları”

 

       Ayhan CAN

      Militan şiirler yazmayan, siyasal öğretilere değinmeden haksızlıklara karşı durabilen bir şair. Yaşamını hasret dolu duygularla besleyen ve her şeyi sevdayla yoğurup özgürlükle eşitleyen umut dolu duygu denizinde gemiler yüzdüren büyülü bir sanatçı. Yaşamın ve insanın varlığını toplum içinde savunan sevda dolu bir İzmir şairi: Zübeyde Seven TURAN.
      1954 Samsun doğumlu. Ankara Gazi Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Fakültesi mezunu. Malmüdürü olarak Anadolu’da dolaşmış. ‘99’dan beri emekli. İzmir’in Karşıyaka ilçesinde yaşıyor. Kültür ve sanat derneklerinin çalışkan üyesi.
      Ozan Zübeyde Seven TURAN’ın yayımlanmış beş şiir betiği var. “Cemre Düştü Gönlüme, 1996, Sevgiyle Gelen,1998, Işıktı Gölgem, 2002, Susku, 2005. Bunlardan üçü Ankara’da, ikisi İzmir’de yayımlanmış. Diğer yandan çocuk yazınına giren şiir ve düzyazı denemeleri de var. Sanat dergilerinde sürekli şiirlerini okumaktayız.
     
      SEVDA YAĞMURU
    “Uzun bir yolculuğa çıktım şiirle/Sonsuzluğa yelken açtım umarsızca”yla Zübeyde Hanım, şiir evreninde bizi böyle selâmlıyor. İnsan şair oldu mu, “içmeden sarhoş olur” , “yüzünde güller açar” , “gözünde güneş doğar” , “içine sevgi yağar”. “Cemre Düştü Gönlüme” bu etkili betimlemelerle başlıyor.
      ‘94’lerde şiir yazmaya başlayan sanatçı, endüstri toplumunun içeriğine uygun bir coğrafyaya sıkı sıkıya bağlı kalmış. Giderek kırsalın doğasını ve yalnızlığını İzmir’in sokaklarına, meydanlarına taşımış. Doğacak olan kentleşmenin kaçınılmaz sınıf farklarını ve çelişkilerini ister istemez görmüş. Çoğu şiiri bu geçişin acıklı, umutlu, haksızlıklara dolanan yapısını veriyor. “Kırmızı bir karanfille gülümsüyor umut” sonra bir umut yağmuruna dönüşebiliyor. Şairimiz bize hiçbir şiirinde karamsarlık ve bıkkınlık aşılamıyor. Geleceğe umutla koşan iyimser bir felsefesi var.
      Bence Zübeyde Seven’e sevdanın penceresinden bakmak gerek. İlk şiirinden son şiirine değin sevda ateşi gönlünde hiç sönmüyor. “SUSKU”ya varıncaya değin açık, duru, her türden okuyucunun rahatlıkla okuyacağı türden şiirler. Dili yalın ve anlaşılır. Yüreği kimi zaman bir kuş, bir çiçek, kimi zaman da bir uçurtma gibi uçuyor.  En önemlisi o, yaşadıklarından damıttıklarını şiirsel bir dille yazarken düşsel kavramları somutlaştırıyor. Gönlü, gelincik tarlaları gibi uçarı ve içten duygu titreşimleriyle dolu.
      İzmir beni de şair yapan kent. İzmir’i böylesine derinden duyan bir sanatçı olarak yazdığı şiirlerin büyük bölümü İzmir çıkışlı. Sevmeye doyamayan ozanımız, içindeki aşk ateşini mutluluk ve özgürlükle birleştirerek onu ölümsüze taşıyor.
      Sevgiyi salt kendisine ayırmamış, tersine, çiçeklerle, kuşlarla insanına dağıtmış. Kimi yerde bu sevgi olaylar zinciri içinde toplumsala ulaşıyor. “İşitiyorsan savaşın tükettiği/çocuk kadının/Bosnalı çığlığını” dizeleriyle özgürlük ve insan sevgisini doruğa çıkarıyor. Bu yabanıl ve iğrenç savaşın ana çığlıklarını etkili imgeleriyle yüreğimize dolduruyor. Şiirdeki içerik ve biçim birbirine denk düşmüş. “Mavi sonsuzluğunda büyüt umudu”.s.15.Toplumsal eleştiriyi de elden bırakmıyor: “Ayak öpme yarışında insanlar” Bu tür söylemlerinde şiirsel yapı biraz zayıf.
     
      İZMİR ŞİİRİ
      İzmir gibi bir kentin şiiri söz konusu olunca sorumlulukla ve yan tutmadan konuşmak gerek. İzmir şiirinde şairlik bir ya da birkaç kişinin tekelinde değildir. Bu kentte yaşamış, ömrünü buraya adamış şair arkadaşlar topluluğu İzmir şairi olma hakkını taşıyorlar. Sevgili Zübeyda Seven TURAN da kimi şiirlerini Samsun’da, Balıkesir’de de yazmış olmasına karşın onları İzmir’de derlemiş, bizlere sunmuş. Onun da bu kentin kalbinde, şair emeği, aşkları, umudu, hüzünleriyle sağlam bir yeri vardır.
      Ozanımızın, genellikle, bahar, kuş, çiçek, düş, yağmur, yalnızlık, martı, yıldız, türkü sözcükleri İzmir şiirlerine dönüşerek bizleri kucaklıyor. “Sevda Kök Saldı Yüreğime” s.25, “Yalnızlığım” s.30, yapıtın çok yıldızlı şiirleri. “Aşk uzatırmış şairlerin ömrünü”, “Telefon tellerine yığıldı özlemlerim”.
      Sanatçımız insan onuruna duyduğu saygıyla sömürüye karşı epeyce şiir yazmış. Büyüğün küçüğü yutması, büyük balık-küçük balık karşılaştırmaları bunu simgeliyor. Bireysel ezilmişliği giderek toplumsal ve sınıfsala açılan bir yelpazede görmesini diliyoruz. Sanatçı, içinde yetiştiği toplumu iyi inceleyen, çelişkiler zincirini sağlıkla saptayan bir aydındır. Kimin için şiir yazdığımızı bilmek zorundayız.
      Zübeyde Seven çok sevmiş. İlk sevdaları unutamıyor. Yüreği yangın harmanı. İster istemez Ferhat İle Şirin öyküsünü anımsıyorum. Sevda ne yüce bir duygu ki, doğa onlara yardımcı oluyor! Samsun çıkışlı “Sensiz”, s.50, bir bölümünü birlikte okuyalım. Anılar sevdalı yüreğini yangın yerine dönüştürmüş. Doğa yaslı:
    “Samsun sokakları bomboş
      Bana sensizliğimi haykırıyor hep
      Düşüncelerim birbirine karışmış
      Darmadağın ve karanlık...”

      SANATTA GELİŞİM ZİNCİRİ

Zübeyde Seven’in “Sevgiyle Gelen” adlı şiir betiği, gelişim zincirinin sanatsal halkasını oluşturuyor. Daha düşsel, daha estetik imge yapısına, daha sağlam düşünsel güzellikler ekliyor. Elde ettiği zenginlikleri, doğruları sanatçı yüreğinde yoğurarak kendisine saklamıyor, bireyseli aşıp bunları bizlerle paylaşıyor.“Her çiçekten bal alır/Acılı yüreklere dağıtırım” derken direncini de “Haine, düzenbaza dayanmaz şair yüreğim” le gösteriyor.
      Bu şiirleri en çok da yurt çocuklarının yoksulluğunu, bırakılmışlığını sergiliyor. “Şair yüreğim sizin olsun/İçindeki aşklarla”.s.10.Hem coşkulu, hem içten dizeleriyle salt sevginin solmaz güneşi. Onda sevgi bir yerde bireysel sevgiden çıkıp kavramsar bir yapıya bürünüyor. Demek oluyor ki insan bir yerde sevmeye doyamıyor, fizik gücü yetmiyor. s.19’daki “Cumhuriyet” şiiri gelip Mustafa KEMAL’in göğsüne yaslanıyor. “Sağır yüreklere ses oluyor/Kör gözlere ışık/Sevgi katıyor emeğe”s.20.
      Şairimizin felsefi düşüncelerini duygu sularında imgelem giysileriyle sunuşunu tüm şiirlerinde saptadım. Buradan onun sanatçı ustalığını görebiliyorum. Diğer yandan Zübeyde Seven, şiirin iç müziğini iyi duyan bir inceliği simgeliyor. Onu okurken duyduğunuz akıcı dil, işte bu şiirsel müziğinden kaynaklanıyor. Bu ustalık, sözcükleri bir şarkının notaları gibi kullanmaktan geçer. “Ömrümün boy aynasında çiçek tarlasıyım ben” s.24. Karşıyaka’dan İzmir körfezine bakan şairimizin gözleri, şiirleriyle evreni getirip İzmir’in körfezine bırakıyor.
      “Sevgiyle Gelen” adlı şiir betiği yine bizleri sevdayla kucaklayan şiirlerle dolu. Barış ve özgürlük onun da konusu. Ey, yüreği halkının mutluluğu için hakçasına bir yaşamı özleyen şair! Sana daha çok yaşamlar armağan etmek gerek. Şairsiz bir halk kimliğini yitirir, köle olur. Yoksul ve aç çocukların çığlığını duyan ve şiirleştiren sanatçı bilincin tanrısal bir yüceliktedir. “Binlerce çiçek açamadı utancından/Uçamadı yurdumda barış kuşları” “Barış” s.32, halk şiir geleneğimizde yararlanılarak yazılmış güzel bir örnek. Sevgili Zübeyde Seven TURAN, kendi sanat geleneğimizden beslenmiş bir halk bilgesidir. Onun, yabancı kültürlerin çekimine girmemiş olmasını alkışlıyorum. Hiç bir şiirinde biçim oyunları, bireysel, soyut algılanmaları yok. “Terimde ışıldar emeğin/Ey beni sorgulayan/Adaletsiz yargıç” İşte ozanımızın toplumsal yüzü.
      Balıkesir çıkışlı çok güzel anı şiirleri var. Bunlar yaşama her yönüyle sıkı sıkıya bağlı. Haksız bir ölüme karşı isyan dizeleri insan yüreğini burkuyor. “Ölümsüzlüğü seninle tanıdı düşman” s.39. Zübeyde Hanım her zaman öğretmenlerden yana tavır almış bir aydın. “Öğretmene Ağıt” böylesine duyarlı çağdaş bir şiir. “Bakışlarındaki müziğin susması ölüm” de şiirin tüm ilkeleri bir dizeyle verilebilmiş. “Senin İçin” s71, tek başına bir yapıt görünümü taşıyor. Özlemin, sevdanın, anıların kusursuz şiirleri betiği süslüyor. Ne var ki, tanıdıklarını şiirlerine fazlaca konu edinmiş. Bu tür şiirler duygusal olacağından sanatsal ilkeler arka planda kalacaktır.
      GÖLGE VE IŞIK
      Şair Zübeyde TURAN, zıtlıkları çok iyi gösteriyor. ışık-gölge, büyük balık-küçük balık, hak-haksızlık, gündüz-gece, sevda-ihanet gibi örnekler verilebilir. “Ne zaman aklıma düşsen/Bir tohum gibi özlerim seni” gibi dizelerin güçlendirdiği yapıtı “Işıktı Gölgem”. Bu büyük ve umarsız sevgi o kerte yükseliyor ki, yağmur damlalarıyla tüm şiirine yağıyor. Sevgi onu aşarak üstüne ateşten bir gömlek gibi duruyor. “Aklıma Düşsen, Güz Güneşi” betiğinde verebileceğim en güzel şiirleri. “Günah Çiçeğim” s.59, doğa ile düşü, somutla soyutu, kavranabilen imgelere dönüştürmüş. “Ben bir denizdim uçsuz bucaksız/Gemilerin basıp gittiği
      Çok seven Zübeyde Hanım, yaşamın haksızlıkları karşısında umduğu dünyayı bulamıyor. Onun, sevda harmanında mutlu olduğunu söyleyemeyiz. Bu mutsuz aşk olgusunu, incelediğim çoğu şair arkadaşta gördüm. Ama bu yaralı gönül pınarını doğayla eşdeşleştirdiği için somuta ulaşıyor. Zübeyde Seven şiirlerinin resmi yapılabilir. ”Bir tomurcuk sevinci karışır hüzünlerime”.
      DÜŞIRMAĞI ŞİİRLER
Şairimiz Zübeyde Seven TURAN’ın buraya değin incelediğim yapıtlarında çoksesli bir varlığı izledim. Toplumun, insanın uğradığı haksızlıkları, Bosna ve Sivas’ın kanayan yaralarına yazılmış şiirlerini, sevdalı bir ozanın sesiyle okudum. Bu betiklerde ortaklaşa özellkler ilgimi çekti. Ancak son betiği “SUSKU” da şaşrıdım. Çünkü bu şiir söylemi diğerlerine benzemiyor. Öncekiler daha açıkken, son yapıtındaki şiirleri daha kapalı, içine dönük gizlerle dolu. Daha derinlemesine felsefi düşüncelere yönelmiş. Uçarı değil ağırbaşlı şiirler. Ama üstüde bir sis perdesi olduğu da doğru. Sanatçımızın son şiirlerinde vardığı yeri görebiliyorum.
      “SUSKU” şairini anlatan “Ben” şiiriyle çıkıyor karşımıza. “Doğduğumda bayram yapılanlardan değilim”. Yalnızlığa, terkedilmişliğe, ilgisizliğe bırakılmış bir yoksul ailenin çocuğu. Bu belki ozanımızdır, belki Anadolu çocukları, küçük kasabaların, belki de kırsalın çocukları da olabilir. Sağlık olanaklarından hakçasına yararlanamayan, insanımızdan ve Devletin sosyal içerikli bir yönetim kuramamasından kaynaklanan dağ gibi sorunlar. Kent çocuklarıyla köy çocukları arasında bir fark olmadığını Avrupa’da gördüm. “Akşam sefasıyım geceleri
      Suriye sınırındaki bir köyde yaşayan bir Türk çocuğuyla İzmir’de yaşayan çocuk arasındaki farklar kalkmadıkça sosyal devletiz diyemeyiz. Türk aydını bu konuların üstüne gitmedikçe, Ankara’nın sağında kalan üç bölgemizi gezerek yerin altında yaşayan çocuklara sevgi götürmedikçe ben çağdaş aydınım deme hakkı yok. Şair dediğmiz yaratıcı, büyülü sanatı kullanan kişi olarak, şiirlerinde yalnız bireysel tutkularını işleyerek, yukarda anlattıklarıma değinmiyorsa bence bu kişi havanda su dövüyor demektir.
      “Bir İzmir sabahına sığsa ömrümüz” le başlayan “Baba” şiiri de yine İzmir anılarının kucağına dönme özlemi çekiyor. “Acının şiirini yazmasam diyorum artık” tan sonra neyi yazabiliriz? Şairimiz böyle diyor ama yine acıya dönüyor, bundan kurtulamıyor. Acıların dışında kalsa önceki acılı şiirlerini yadsımak olurdu. Şiir yine hüzünlü bitiyor: “Kendi toprağına yabanıl, küser batan güne”. Yaşadığı toplum içinde insanlara yabancılaşmanın psikolojik nedenleri çok.
      Zübeyde Hanım “SUSKU” sunda şiir sanatını ileriye götürmüş, soyut kavramları somutlaştırarak onlara toplumcu görünümler vermiş. Ondaki bu gelişim bir şair için azımsanacak türden değil. Dizeleri yaratan imgelem gücünü tüm “SUSKU” şiirlerinde görüyorum.“Sözü gurbet, hüznü yağmur” dan sonra “Kırık Zamanlar” bu dizinin başında eşsiz güzellikler sunan bir şiir. İnsanın okudukça okuyası geliyor. “SUSKU” yu en güzel özetleyen şu dize: “Çağıldar düşırmağım” Düş göremeyen şair cılız olur. Ozanımız bu son betiğinde şiiri şiir yapan tüm özellikleri bilincinde yoğurarak uzun yıllara dayanan sanat deneyiminin ürünlerini toplamış. “Düşağaç” s.12 ve “Çağlardan Anadolu” yürek fırınından çıkan iki güçlü şiir.
      İlke olarak bir şiiri bir kez okumak yeterli değil. Her okuyuşun yeni kazanımları vardır. Bir de bu şiirlerdeki şiirsel iç müziği yakalamış olması açısından Zübeyde Seven’i yürekten kutluyorum.
      “Bir ulusun yüreğinde köklendiniz şimdi/Toprak kokulu destanlara yazıldı adlarınız” Köy Enstitülü öğretmenlere olan bağlılığını sanat kuralları içinde göstermiş. “Yaşamak Ağrısıyla” s.30, yaşam deneyimlerini sanatın imbiğinden süzerek bize ölümsüz şiirler sunmuş. Şairlere bu tutumundan dolayı neden teşekkür etmeyelim? “Hüznün ustasıdır zaman” diyor şiir ustamız ve susmuyor: Çöz çözebilirsen/Bu sarmal kördüğümü/Aşka mühürlüdür kapılar”
Şair Zübeyde Hanım, bu şiirinde, yaşanan özdeksel deneyimi içsel simgeye vardırarak imgenin gizleriyle birleşip karşımıza çıkıyor. Böylece sanatındaki en olgun düzeyde estetik altyapıyı sağlamlaştırıyor. Yurt çocuklarına yapılan zulümleri de şiirlerine konu edinmiş. Bosna ve Sivas’ı içeren  “Savaş Çocukları” şiirini getirip alnımızın ortasına yazıyor. “Zulüm kokuyor tarihin merdivenleri” Darağaçlarında sönen çocukları da unutmuyor. Zulme karşı şairce direniyor. “Büyüsünü yitirdi çocuksu düşlerimiz”
      “Aşk kâğıtlarda soldu, elde kalan sıfır” dizesiyle vurguladığı mutsuz aşk eylemi “SUSKU” da arada bir karşımıza çıkıyor. Amacına ulaşamayan aşk ateşi bir yerde yanan yüreğini isyan ettirip mutsuzluğa itiyor. “Batan Güneş” s.48, dediklerimi kanıtlıyor. Sanatçımız, bir hüzün denizinde yüzüyor. Yerli sanat geleneğimizin güzelliklerinden de yararlanan Zübeyde Seven Hanım, okuyanı büyülüyor. “Düş Salıncağı” s.54, halk bilgeliğinin eşsiz güzelliklerini taşıyor. “Aşkı saklıyorum/Düş salıncağımda
      “Gül Üşüdü” s.56, ozanımızın iç denizlerinde çalkalanan sevda tutkusunu geniş zamana yayan bir güzel yapıtı.İçten söyleyişlerle Züberyde Seven TURAN bir şiir ırmağı olarak gönlümüze akıyor. Dilinde, dizelerinde imge örgüsünde, düşünsel bulgularla yaşamın gizlerini bulan kendine özgü kişiliğini korumuş, yapıtlarında bütünlüğü sağlayabilmiştir. Bu dediklerim “SUSKU” da doruğa çıkmış. Onun vardığı yeri görmekten, şiirinin serüvenini tanıyan bir kişi olarak kıvanç duyuyorum. Yürek atölyesinde yazacağı daha nice şiirlerini okuma umudumu gizli tutuyorm.
      Sevgili şairim Zübeyde Seven TURAN! Sen de barışa, sevdaya, haklının ve yoksulun yanında durarak İzmir’in Karşıyaka semtinden açtığın pencerenden Türkiye şiirine katkıda bulundun. Barış, umut ve sevda tutkunu, yüreğimden çıkarıp atamam. Sen, beni de şair yapan İzmir kentinin çağdaş aydın bir kadın ozanı olarak hep yaşamalı ve şiir söylemelisin. Şairlik aslında sana çok yakışan bir uğraşı. Ne olur, şiirden başka bir iş yapma! Son yapıtın “SUSKU” yla dediklerimi kanıtladın. Şiirlerin olmasaydı yaşam bu denli güzel olmazdı. “Sabrı çeliğe dönüştüren” ellerinle yaz şiirlerini sonsuza değin. Şairler ve onun şiirlerini okuyanlar ölmez!

BEN

Doğduğunda bayram yapılanlardan değilim ben.
Kız gelmişleyin yas tutulanlardan.
Leydi bebelerden değil,
Toprağa belenenlerden.
Kimi ısıtılmış toprağa...
Arada aferinler alsam da;
Başı okşanmamışlardan.
Çok bayramlar görüp de;
Bayramlık giymemişlerden.
Kimi yüzünü yüreğine gizleyen,
Kimi çekingesiz savaşanlardan.
Güneşle günebakan,
Akşamsefasıyım geceleri...
Kanatlanmış turnayım gökyüzünde,
Sıla  özlemi  yüklü.
Dağlarımın sisli havasında,
Gözlerime ininceye dek  akşamlar,
Özgürlüğünü taşıyanım.
Dokuz köyden kovulup
Erdem uğruna onuncu köy arayanlardan.

Şimdilerde sızlasa da şuram buram
Ben Anadolu kokuyorum
Anadolu kokuyorum buram buram... 

 

  BABA

Kırıkları elimdeydi uçurtmamın
Ondandır mavisini giyinmemişti gökyüzü
Bilmem ki hangi dilden konuşsak Baba
Bir İzmir sabahına sığsa ömrümüz
Yüz görümlülüğü istemese yaşam
Eşelesem onca yılın külünü

Bir değil mi sevgiyi de, nefreti de yaratan
Ortak dili yazdıracak kimbilir!
Ömrü ömre katladık da bunca yıl
İki kere iki dört ediyormuş hâlâ
Hep gitmelere ayarlı zaman
Dokunabilsen yüreğimin çocuk yanına
Yıldızlarca çoğalırdı sevincim

Acının şiirini yazmasam diyorum artık
Sevgileri sularına almasa hüzün
Kanamasa dizeler
Begonvil çoğaldıkça öfkelenir köküne
Kendi toprağına yabanıl, küser batan güne
Açtığı dal kırılıyorken gül'ün
Bilmem ki hangi dilden konuşsak babaca
Güneşe gölge düşmeden Baba!

 

ÇAĞLARDAN ANADOLU

 

Süt tozuyla başladı aptallığım
Suyumu kaynağında kuruttular
Ah! Yüzümün akı ülkem
Solan özgürlüğüme uğramıyor Güneş
Beni kendi emeğimle uyuttular
Köklerim, yüreğimin suları
Demlenen ömürlerin ikindi vaktiyim

Oltadaki yemle aldatılmış bir halkım
Yetim sevincine ortak ettiler beni
Hep yaşamın söküğünde kaldı aklım
Büyüsem, sağaltsam da yaralarımı
Acemi bir terzinin aymazlığına takıldım
Dürüldü dürülecek defterim

 

Yalancı baharlarca sınandım,
Gün görünüp, don tuttular üstüme
Gökyüzüm kırgın ışır toprağına
Bir baş dönmesi ömrüme
Kuruyan dalların umarı ergenliğim
An düşerdi acıların üstüne
Bilgeliğe dönüşen deliliğim

Gölgemde güllere boyandım
Çağ korkular salardı içime
Aşktan, ekmekten ırak
Pasından arınırdı günlerim
Birbirini ötelerdi kuşkular
Doğanın esrikliğine susku dururdu
Çığlığım, sessizliğim, kendim

Günlerden umuttu
Çağlardan Anadolu...

 

                                                        DÜŞAĞAÇ

Yasaklı bir baharım, durduraksız
Çağıldar düşırmağım
Gözyaşı tetikte bulutlarımın
Cemrelere açılmaz kapıları
Bütün zamanları dener yalnızlık
Yatağımdan çekilmez suları
Güneş son demlerinde, eğreti

Işıklı bir mevsim artığıyım
Tutkularım gücünü sınar
Kırık kanatlarımın
Beklemenin sabırsızlığında gül
Zamansız kemirir
En derin yarasını şairin
Bir şiirin yakasındadır iki eli

İklimlere direnen düşağacım
Rüzgâra adadım yapraklarımı
Yarım kalan sevişme kıvamında
Koynumda büyüyen hüzün
Gölgemde dinlenir aşk, sesim
Sesinde kalsın
Kaldıkça dillendir türküleri

Bir tutam kış çiçeğidir ömrüm
Kardelen çoğalırım hep
Kuşkonmaz düşlerine
Zaman çekemez anıların perdesini
Aşka dirim katar
Dilinde eriyen sözcükler
Işıtır yüreğimde sönen feneri

Ateş zamanlarda
Acı öğütür günler
Yersiz yurtsuzdur artık
İki kanat, bir ömür
Kendi dumanında yiter şiir
Yaralıya bakışı eksiltir kimliğini
Çünkü bellidir arının öğretisi...

http://www.dumansizlar.org

TÜYAP 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 Tarihleri Arasında

16/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

TÜYAP 14. İZMİR KİTAP FUARI

Fuar etkinlikleri

İzmir'de kitap mevsimi

TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım AŞ ve Türkiye Yayıncılar Birliği işbirliği ile Uluslararası İzmir Fuar Alanı'nda kurulacak olan 14. İzmir Kitap Fuarı, 18-26 Nisan 2009 tarihleri arasında açık olacak. Bu yıl yazar Tarık Dursun K.'nın onur konuğu olacağı İzmir Kitap Fuarı, yaklaşık 300 yayınevi ve sivil toplum kuruluşunun katılımıyla düzenlenecek. Fuarda geniş bir konu yelpazesi içinde konferans, söyleşi, panel, şiir dinletisi gibi 150'ye yakın kültür etkinliğinde ve imza günlerinde yüzlerce yazar okurlarıyla buluşacak. İlber Ortaylı, Ataol Behramoğlu, Füruzan, Server Tanilli, Üstün Dökmen, Banu Avar, Nihat Behram, Ahmet Telli, Ercan Karakaş, Feyza Hepçilingirler, Kemal Özer, Namık Kuyumcu, Hayri K. Yetik, Yüksel Pazarkaya, Sevgi Özel, Deniz Kavukçuoğlu, Deniz Som, Erdal Sarızeybek, Erol Manisalı fuarda yer alacak yazarlardan bazıları.

23 Nisan Çocuk Şenliği

14. İzmir Kitap Fuarı kapsamında TÜYAP Çocuk Kulübü bünyesinde söyleşi, okuma saati, atölye çalışmaları, gösteriler ve tiyatro oyunları gibi 20'ye yakın kültür ve edebiyat etkinliği gerçekleştirilecek. TÜYAP Çocuk Kulübü 23 Nisan Çocuk Şenliği, 22-23 ve 24 Nisan 2009 tarihleri arasında yapılacak. Fuar, 18-25 Nisan 2009 tarihleri arasında 11.00-20.00, kapanış günü olan 26 Nisan 2009 11.00-19.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

18 NİSAN 2009 CUMARTESİ

Konferans Salonu ISaat:13.00-14.00Panel: 'BM Güvenlik Konseyine İki Yıllık Geçici Üyeliğin Türk Dış Politikasına Yapacağı Etkiler'Yöneten: Ercan KarakaşKonuşmacılar: Faruk Şen, Hüseyin Arslan, Aydın Yardımcı, Ahmet GülerDüzenleyen: TAVAKSaat:14.15-15.15Panel: 'Yayıncılığın Sorunları ve Çözüm Önerileri'Yöneten: Doğan HızlanKonuşmacılar: Çetin Tüzüner, Günay Kiracı, Aytekin YılmazDüzenleyen: Türkiye Yayıncılar BirliğiSaat: Saat:15.30-16.30Söyleşi: 'Türkiye'de Aydın Olmak'Konuşmacı: Banu AvarDüzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi KitabeviSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Solu Yeniden Yapılandırmak ve Aydın Sorumluluğu'Konuşmacı: Eşber Yağmurdereli, Erdoğan AydınDüzenleyen: Kırmızı YayınlarıSaat:18.00-19.30Panel: 'Mavi Sonsuzluk: Allianoi, Hasankeyf, Munzur''Yöneten: A. Muzaffer TunçağKonuşmacılar: Ahmet Yaraş, Alime Mitap, Diren Özkan, Hasan ŞenDüzenleyen: Bergama-Yortanlı Kurtarma Kazısı Derneği

Konferans Salonu II

Saat:13.00-14.00Söyleşi: 'Türkçe Nereye Gidiyor?'Konuşmacı: Feyza HepçilingirlerDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Egenin Unutulan Türküleri'Konuşmacılar: Bahadır Selim DilekDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:16.30-17.30Söyleşi: 'Değişen Dil, Değişen Şiir'Konuşmacılar: Mustafa Şerif Onaran, Sina Akşin, Hüseyin Peker, Zeynep Uzunbay, Altay Ömer ErdoğanDüzenleyen: Hayal DergisiSaat:17.45-18.45Panel: 'Tarihsel Dönemlerin Romancısı'Yöneten: Turhan GünayKonuşmacılar: Şükrü Kocagöz, Öner YağcıDüzenleyen: Literatür Yayınları

Konferans Salonu III

14. İzmir Kitap Fuarı Onur Yazarı Tarık Dursun K.Saat:13.30-14.30Söyleşi: 'Tut Elimden İzmir'Konuşmacı: Enver Ercan, Tarık DursunK.Düzenleyen: TÜYAPSaat:14.45-16.15Söyleşi: 'Edebiyatımızda Tarık Dursun K.'Yöneten: Namık KuyumcuKonuşmacılar: Özcan Yalım, Turgay Gönenç, Hasan Özkılıç, Necati GüngörDüzenleyen: Türkiye Yazarlar Sendikası-TÜYAPSaat:16.30-17.30Panel: 'Tarık Dursun'un Dilinden İncelikler'Yöneten: Hidayet KarakuşKonuşmacılar: Ahmet Önel, Mehmet Atilla, Özlem FedaiDüzenleyen: Cumhuriyet Kitapları-Dil Derneği İzmir TemsilciliğiSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'Abdülhamit'siz Yüzyıl'Konuşmacı: Mustafa ArmağanDüzenleyen: Timaş Yayınları

19 NİSAN 2009 PAZAR

 

Konferans Salonu I

Saat:13.00-14.00Söyleşi: 'Yangın Şiirleri ve Kemal Özer'Konuşmacılar: Zeynep Uzunbay, İsmail Mert Başat, Kemal ÖzerDüzenleyen: Yordam KitaplarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Füruzan'ın Öykü Dili'Yöneten: Turhan GünayKonuşmacılar: Sevgi Özel, Hidayet Karakuş, Füruzan, Bekir YurdakulDüzenleyen: TÜYAPSaat:15.30-16.15Söyleşi: 'Nâzım Hikmet ve Toplumcu Şiirimiz' Konuşmacı: Ataol BehramoğluDüzenleyen: Evrensel Basım YayınSaat:16.30-17.15Söyleşi: 'İzmir'de Edebiyat ve Tiyatro, Edebiyat ve Tiyatro'da İzmir'Konuşmacılar: Özdemir Nutku, Gülseren Engin, Halim Yazıcı, Hüseyin YurttaşDüzenleyen: PEN Saat:17.30-18.30Panel: 'Resmi İdeoloji ve Solun Gündemi'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet KaleDüzenleyen: Sorun Yayınları KolektifiSaat:18.45-19.45Şiir-Dinleti: 'Devrimci Aşk Şiirleri ve Sanat Cephesi Şairleriyle Söyleşi' Yöneten: Kemâl Kök Şairler: Kemâl Kök, Ragıp Özcan, İrfan Ünal, Hüseyin Gül, Asım Gönen, Refik Uğur, Tacim Çiçek, Ferhat İşlekDüzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi

Konferans Salonu II

Saat:12.00-12.45Söyleşi: 'Türkiye'nin Okuma Zekâsı'Konuşmacı: Selahattin YaylamazDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat:13.00-14.00Panel: 'Yazmak, Örgütlenmek, Özgürleşmek'Yöneten: Derya KaylıKonuşmacılar: Hande Öğüt, Namık Kuyumcu, Gönül Çatalçalı, Nevzat Suer SezginDüzenleyen: Kadın Yazarlar DerneğiSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Miras'tan Kandahar'a Tanımlar'Konuşmacılar: Nihat Behram, Tuğrul KeskinDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:15.30-16.15Söyleşi: 'Dünya Yazarlar Birliği PEN - Amaç ve Örgütleniş'Konuşmacılar: Tarık Günersel, Ceren Olpak, Halil İbrahim ÖzcanDüzenleyen: PENSaat:16.30-17.30Söyleşi: 'Şafak Türküsü Film Oluyor'Konuşmacı: Nevzat ÇelikDüzenleyen: TÜYAPSaat:19.00-20.00Panel: 'Tartışmalı Yönleriyle Kuran'da Kadın'Yöneten: Ömer DumluKonuşmacılar: Rıza Savaş, Hakkı Şah Yasdıman, Ziya ŞenDüzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK

Konferans Salonu III

Saat:12.00-13.00Panel: 'Türkiye'de Yüksek Öğrenim ve Vakıf Üniversiteleri'Yöneten: Faruk ŞenKonuşmacılar: Hüsnü Erkan, Canan Balkır, Sema Gürses, Ercan KarakaşDüzenleyen: Türk Alman Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK) >Saat:13.15-14.15Söyleşi: 'İmralı'da Öcalan'a Soruldu'Konuşmacılar: Talat ŞalkDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Aşkın Rengi Siyahtır'Konuşmacılar: Namık Kuyumcu, Sezai Sarıoğlu, Nilüfer AçıkalınDüzenleyen: İlya YayıneviSaat:15.45-16.45Panel: 'Yerel Seçimler Sonrası Sol Siyaset'Yöneten: Hüseyin ÇorluKonuşmacılar: Aydın Cıngı, Engin Önen, Ercan KarakaşDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demorkasi VakfıSaat:17.00-18.15Panel: 'Dağlarca ve Berk'ten Öte Köye Var Mı?'Yöneten: Yusuf AlperKonuşmacılar: Hüseyin Peker, Sina Akyol, Ertan Yılmaz, Altay Ömer ErdoğanDüzenleyen: Yapı Kredi YayınlarıSaat:18.30-19.30Şiir-Dinleti: 'Abdullah Rıza Ergüven Berfin Bahar Şiir Etkinliği'Şairler: Canan Al, Recai Atalay, Mahmut Ayaz, Bilsen Başaran, Ayhan Can, Atila Er, Veysel Boğatepe, Şenel Gökçe, Asım Gönen, Sıtkı Salih Gör, Ferhat İşlek, Şevket Karakış, Hüsam Kurt, Asım Öztürk, Timuçin Özyürekli, Hakan Sürsal, H. Hüseyin YalvaçDüzenleyen: Berfin Bahar Dergisi

20 NİSAN 2009 PAZARTESİ

 

Konferans Salonu I

Saat:11.30-12.30Söyleşi: 'Mutluluk Sokağı'na Yolculuk'Konuşmacı: Ferda İzbudak AkıncıDüzenleyen: TUDEMSaat:13.00-14.15Söyleşi: 'Efes Koleji Öğrencileri Rıfat Ilgaz ve Bacaksız'ı Anlatıyor'Konuşmacılar: Savaş Ünlü, Aydın IlgazDüzenleyen: Çınar YayınlarıSaat:14.30-16.00Söyleşi: 'Cultural Bridges: Kültürlerarası Edebiyat Takası'Konuşmacılar: Yüksel Pazarkaya, Gertrude Durusoy, Gülperi SertDüzenleyen: İzmir Goethe EnstitüsüSaat:16.15-17.30Söyleşi: 'Artısıyla Eksisiyle Yazarlık Atölyeleri/Bir Deneyim Paylaşımı' >Konuşmacılar: Yıldız İlhan, Ayşen Göreleli, Nihat Coşkun, Gönül İlhan, Gönül Ocak, >Nermin Gürbüz, Nilüfer MarımDüzenleyen: Dilizi Yazı GurubuSaat:17.45-18.45Açık Mikrofon: 'Gazze İçin Bir Dize De Sen Kat'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacılar: Bilsen Başaran, Fergun Özelli, Remzi Demir, Mehmet Sarsmaz, Coşkun Şimşekli, Altay Ömer Erdoğan, Hülya Deniz Ünal, Muzaffer Kale, Hayri K. Yetik, Hüseyin Hatipoğlu Düzenleyen: İle/Kültür, Sanat, Edebiyat DergisiSaat:19.00-20.00Şiir-Dinleti:'Ege'den Şiirler, Egeli Şiirler'Yöneten: Gökhan CengizhanŞairler: Ahmet Günbaş, Halim Yazıcı, Bilsen Başaran, Dinçer Sezgin, Mehmet Rayman, Oğuz Tümbaş, Mehmet Sadık KırımlıDüzenleyen: Edebiyatçılar Derneği

Konferans Salonu II

Saat: 14.15-15.15Söyleşi: Saraybosna BluesKonuşmacılar: Semezedin Mehmedinoviç, Ferudun AndaçDüzenleyen: Pupa YayınlarıSaat: 15.30-17.00Söyleşi: KÖYLERDE RÖNESANS 'Kitabın Kırsala Yolculuğu' Rasime-Recai Şeyhoğlu Kütüphaneler Zinciri'nin Öyküsü'Konuşmacılar: Hayri K. Yetik, Tahsin Şimşek, Selim KaryelioğluDüzenleyen: Rasemi-DerSaat: 17.15-18.15Söyleşi: 'Kur'an'dan Nutuk'a Neden Atatürk'ten Özür Diliyoruz?'Konuşmacılar: Yüksel Mert, Ekmel Ali OkurDüzenleyen: Evimizdeki Okul DerneğiSaat:18.30-19.00Sunum: 'Allianoi Mücadelesi'Konuşmacı: Alime MitapDüzenleyen: Allianoi Girişim Grubu

Konferans Salonu III

Saat: 12.00-13.00Gösteri: İzmir Özel Ata KolejiSöyleşi: 'Masalkent'e Yolculuk'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacı: Özlem Kılınçarslan SözbilirDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:13.15-14.15Panel: 'Çocuk Yazınında Engellilik, Engelliler İçin Çocuk Yazını'Yöneten: Nur İçözüKonuşmacılar: Sevgi Koşaner, Ayşe YamaçDüzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları DerneğiSaat:14.30-15.30Anma: 'Aramızdan Ayrılışının 30. Yılında Ali Rıza Ertan'a Yolculuk'Yöneten: Hidayet KarakuşŞiirler: Hayri Oğuz, Özgür ErtanKonuşmacılar: A. Zeki Muslu, Ahmet Günbaş, Hüseyin Yurttaş, M. Kadri SümerDüzenleyen: TÜYAPSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Seçimlerden Sonra Türkiye'Konuşmacı: Server TanilliDüzenleyen: TÜYAPSaat:17.00-18.00Panel: 'Ekonomik Kriz, Ortadoğu ve Barış'Konuşmacılar: Erkin Özalp, Murat Pabuç, Yücel DemiralDüzenleyen: Barış DerneğiSaat:18.15-19.15Oyun: 'Tersane'Sahneleyen: Ayışığı Tiyatro İşçileri Atölyesi Müzik-DinletiGrup: Grup Yapıcıların TürküsüDüzenleyen: Ayışığı Sanat Merkezi

21 NİSAN 2009 SALI

 

Konferans Salonu I

Saat:12.00-12.40Söyleşi: 'Süleyman Bulut ile Büyük Atatürk'ten Küçük Öyküler'Konuşmacı: Süleyman BulutDüzenleyen: Can ÇocukSaat:12.45-13.45Gösteri: İzmir Özel Çamlaraltı KolejiSöyleşi: 'Tınmaz Bir Kahraman ve Yazarı'Konuşmacı: Fidan Ç. KaplanDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:14.00-15.00Söyleşi: 'Kitap Sevgisi'Konuşmacı: Ahmet Metin ÖnelDüzenleyen: TUDEMSaat:15.15-16.15Şiir-Dinleti: Aşk ve Özgürlük İçin İnadına Şiir Konuşmacılar: Asuman Susam, Hülya Deniz Ünal, Zeynep Uzunbay, Fergun Özelli, Mehmet Sadık Kırımlı, Ünal Ersözlü, Halim Yazıcı, Onur Akyıl, Haluk Işık, Mansur Balcı, Yusuf Alper, Baha Önem, Yücelay Sal, Namık KuyumcuDüzenleyen: Türkiye Yazarlar SendikasıSaat:16.30-17.30Panel:'Yaşayan Şairlerimizden Yarına Kimler kalacak?'Yöneten: Hüseyin PekerKonuşmacılar: Sina Akyol, Asuman Susam, Muzaffer Kale, Altay Ömer Erdoğan, Tuğrul KeskinDüzenleyen: Edebiyatçılar DerneğiSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'İzmir'de Dergiler ve Dergicilik Sorunları'Konuşmacılar: Bedri Karayağmurlar, Savaş Ünlü, Mustafa YıldızDüzenleyen: Yurtta Uyanış Dergisi

Konferans Salonu II

Saat:12.45-13.45Söyleşi: 'Bilimin Eğlenceli Dünyası'Konuşmacı: Ayşe Devrim Kuralay Düzenleyen: Hayat YayınlarıSaat:14.00-15.00Söyleşi: 'Kadın Yazar ve Sansür' Kadın Yazarların ve Dinleyicilerin Katılımıyla Düzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)Saat:15.15-16.15Panel: 'Medyanın Şiire Zararları' Yöneten: Mahzun DoğanKonuşmacılar: Veysel Çolak, Hakan Tartan, Mahzun Doğan Düzenleyen: Alaz Edebiyat DergisiSaat:16.30-17.30Sunum-Söyleşi: 'Klasik Müzikte İnsanı Okumak'Konuşmacı: Hakan CemDüzenleyen: Türkiye Yazarlar SendikasıSaat:17.45-18.45Söyleşi: 'Anlayarak Hızlı Okuma'Konuşmacı: Gülseren ŞenyüzlüDüzenleyen: Hayat YayınlarıSaat: 19.00-20.00Panel: 'Ekonomik Kriz, Ortadoğu ve Barış'Konuşmacılar: Erkin Özalp, Murat Pabuç, Yücel DemiralDüzenleyen: Barış Derneği

22 NİSAN 2009 ÇARŞAMBA

 

Konferans Salonu I

Saat:11.30-12.30Söyleşi: 'Üç Okur, Üç Yazar'Yöneten: Alkım YalınKonuşmacılar: Çağla Köroğlu, Doğa Karaduman, Esra Yıldırım, Dilek Yazar, Fidan Ç. Kaplan, Özlem K. SözbilirDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:12.45-14.00Panel: 'İyi Çocuk Kitabı Nasıl Anlaşılır?'Yöneten: Y. Bekir YurdakulKonuşmacılar: Aydın Ilgaz, Mavisel Yener, Turhan GünayDüzenleyen: Top YayıncılıkSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Barış ve Direnç Şiirleri'Konuşmacılar: Zübeyde Seven Turan, Gülsüm Cengiz, Hüseyin Peker, Arzu K.Ayçiçek, Şevki Özdemir, Gülseren Engin, Oğuz Tümbaş, Filiz Gülmez, Nevin Konuk, Saime Bircan, Mehmet RaymanDüzenleyen: Egeli Kadın Yazarlar Platformu (EKYAZ)Saat:15.30-16.30Söyleşi: 'Bir Demet Öykü: Dört > Yazar- Dört Kitap'Yöneten: Sevim Korkmaz DinçKonuşmacılar: Buket Akkaya, Gönül Çatalçalı, Esra Odman, Suna GülerDüzenleyen: İlya Basım YayınSaat:17.00-18.00Şiir Dinletisi: Özgürlük ŞiirleriYöneten: Gökhan CengizhanŞairler: Baha Önem, Oğuz Tümbaş, M. Sadık Kırımlı, Bilsen Başaran, Halim Yazıcı, Mehmet Sarsmaz, Fergun ÖzelliDüzenleyen: Edebiyatçılar Derneği-İzmir TemsilciliğiSaat:18.15-19.45Söyleşi: 'Hafıza ve Öğrenme'Konuşmacı: Cemal KonduDüzenleyen: Genç Gelişim DergisiTÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)Saat:12.00-12.45Açılış Etkinliği: 'Dünya Çocukların Olacak'Çocuklara Çocuklarla ŞiirlerYöneten: İffet Diler, Özgür HancıoğluKonuk Şairler: Hakan Cem, Hidayet Karakuş, Hüseyin Yurttaş, Mavisel Yener, Tuğrul KeskinKonuk Gençler: İzmir Özel Yöneliş KolejiDüzenleyen: TÜYAP-Dil Derneği İzmir TemsilciğiSaat:13.00-13.45Okuma-Söyleşi: 'Hızlı Tosbi'nin Yazarı Çocuklarla!'Konuşmacı: İsmet BertanDüzenleyen: Günışığı KitaplığıSaat:14.00-15.00Çocuklarla SöyleşiKonuşmacı: Ekrem GüneşDüzenleyen: TUDEMSaat:15.10-15.45Sinema: 'Dünyanın İki Ucundan Ülkeler Halk Dansları'Belarus-Kosova-Hindistan-Meksika Halk DanslarıDüzenleyen: Karşıyaka BelediyesiSaat: 15.10-15.45Çocuk Oyunu: 'Oyun Pınarı'Yazan ve Yöneten: Hamit DemirSahneleyen: TiyatroeviDüzenleyen: TÜYAP-Tiyatroevi Kültür Sanat DerneğiSaat:16.00-16.30Çocuk Oyunu: 'Oyun Panayırı'Yazan ve Yöneten: Hamit DemirSahneleyen: TiyatroeviDüzenleyen: TÜYAP-Tiyatroevi Kültür Sanat DerneğiSaat:16.45-17.15Atölye: 'Yaratıcı Drama'Yöneten: Nilüfer Akcan-SOSDüzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat Fabrikası

Konferans Salonu III

Saat:18.00-20.00'Dil Derneği 22 Yaşında'Kısa Oyun: SOS (Soyer Kültür Sanat Fabrikası) Oyuncuları/ Gürol TonbulSesleniş: 'Dilimizde Tüy Bitse de''Sevgi Özel- İbrahim DizmanŞiirler: Hülya Savaş, İffet DilerDinleti: Düş GezginleriSunan: Mavisel YenerDüzenleyen: Dil Derneği

23 NİSAN 2009 PERŞEMBE

 

Konferans Salonu I

Saat:12.00-12.45Çocuklarla SöyleşiKonuşmacı: Hamdullah KöseoğluDüzenleyen: TUDEMSaat:13.00-14.00Söyleşi: '86. Yılında Cumhuriyetle Yüzleşmek 'Konuşmacılar: Erdoğan Aydın, Ahmet TelliDüzenleyen: Kırmızı YayınlarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Lodoslar'dan İmbat'a'Konuşmacılar: Füruzan, Namık Kuyumcu Düzenleyen: TÜYAPSaat:15.30-16.30Panel: 'Kıvılcımlı ve Sosyalist Hareketin Birliği'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Sırrı Öztürk, Ahmet KaleDüzenleyen: Sorun Yayınları KolektifiSaat:16.45-17.45Panel: 'Bir CIA Operasyonu Olarak 'Ergenekon Davası' ve Gerçekler'Yönetici: Tacettin ÇolakKonuşmacı: Gürdal ÇıngıDüzenleyen: Derleniş YayınlarıSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Sanat Cephesi Şairleriyle Şeyh Bedreddin Destanı (Saz Eşliğinde)'Yöneten: İrfan ÜnalKonuşmacılar: İrfan Ünal, Asım Gönen, Refik Uğur, Ferhat İşlekDüzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi

Konferans Salonu II

Saat:11.45-12.45Söyleşi: 'Çocuklar İçin Hızlı Okuma'Konuşmacı: Öznur KaraeloğluDüzenleyen: Hayat YayınlarıSaat:12.50-13.30Ayfer Öneysan Çocuk Edebiyatı Ödül TöreniDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:13.30-14.10Panel: 'Öykü Gücünü Yitiriyor mu?'Yöneten: Hülya SoyşekerciKonuşmacılar: Mine Hoşcan Bilge, Birsel Kurt, Murat DarılmazDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Çocuk ve Mitoloji'Konuşmacı: Hasan Barış CanDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:15.30-16.30Söyleşi: 'Yeni Evre'Konuşmacı: Yılmaz EkşiDüzenleyen: Ayışığı Sanat MerkeziSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Yakın Yıllardaki Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Yayınları'Konuşmacı: Utkan KocatürkDüzenleyen: Başbakanlık Atatürk Araştırma MerkeziSaat:19.00-20.00Panel: 'İslam ve Bilim'Yöneten: Bekir Zakir ÇobanKonuşmacılar: Mehmet İlhan, Bülent Çelikel, Necdet ŞengünDüzenleyen: Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanlığı ve İL-VAK

TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)

Saat:12.00-12.30Dans-Şiir-Kukla Gösterisi: 'Düş ve Gerçek: Oyunlarla Büyürüz Biz'Yönlendiren: Şengül KıranDüzenleyen: TÜYAP-Özel Çamlaraltı KolejiSaat:12.45-13.15Çocuklarla Söyleşi: 'Sihirli Sözcükler'Konuşmacı: Zehra ÜnüvarDüzenleyen: Çocuk ve Gençlik Yayınları DerneğiSaat:13.30-14.00Söyleşi: 'Bin Yazardan Bir Öykü: 23 Nisan'Yöneten: Çiğdem GündeşKonuşmacılar: Fidan Ç. Kaplan, Tuğsavul İlköğretim Okulu 4/D ÖğrencileriDüzenleyen: TÜYAP-Top Yayıncılık

Konferans Salonu III

Saat:14.00-15.00Konu: İzmir'de Şiir, Şiirde İzmirKonuşmacılar: Haydar Ergülen-Sina AkyolDüzenleyen: Turkuvaz KitapSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Eşitler Evi, Egenin Eşiği'Konuşmacı: Üstün DökmenDüzenleyen: Ezgi Kitabevi-Remzi KitabeviSaat:16.30-16.45

Türkel Minibaş'ın Dilinden ŞiirlerSunum: ÇYDD Gençleri

11 Mayıs 2006 Tarihinde İzmir Atatürk İl Halk Kütüphanesi Görmeyenler Bölümü için Okuduğu Şiirlerden SunumDüzenleyen: ÇYDDSaat:16.45-18.00Söyleşi: ' Çağdaş Kentten Çağdaş Bir Kadın Geçti'Yöneten: Gönül KayaKonuşmacılar: Nihal Kızıl, Kemal Kocabaş, Özlem Yüzak, Türkan MiçooğullarıDüzenleyen: ÇYDD Saat:18.30-19.30Söyleşi: 'Yerel Yönetimlerde Yeniden Yapılanma'Konuşmacı: Metin Erten, Kâmil Okyay SındırDüzenleyen: E Yayınları

24 NİSAN 2009 CUMA

 

Konferans Salonu I

Saat: 11.30-12.30Söyleşi: 'TED Aliağa Koleji Antik Kentleri Seviyorum Projesi'Düzenleyen: Yurtta Uyanış Derneği-TED Aliağa Koleji Yaratıcı Çocuk DerneğiSaat:12.45-13.45Panel: 'Mülteciler Sorunu'Konuşmacı: Zuhal OkuyanFilm Gösterimi: 'Asya Minor'Konuşmacı: Niko DemercisDüzenleyen: Barış DerneğiSaat:14.00-15.00Söyleşi: ' Edebiyatımızda Şükran Kurdakul'Yöneten: Recai AtalayKonuşmacılar: Asım Öztürk, Yaşar Aksoy, Cihangir TurantaşDüzenleyen: BESAM-İzmir TemsilciliğiSaat:15.15-16.15Söyleşi: 'Ege'de Sanat ve Barış Köprüsü: Cumalı-Seferis Gökyüzü Derneği'Konuşmacılar: Süreyya Berfe, İsmail Mert Başat, Sina Akyol, Hasan ÖzkılıçÖzgen Seçkin, Hüsamettin Çetinkaya, Hayri K. YetikDüzenleyen: Cumalı-Seferis Gökyüzü DerneğiSaat:16.30-17.30Panel: 'Hızın ve Devrimin Sanatı: Fütürizm'Konuşmacılar: Emel Kayın, Aydın ŞimşekDüzenleyen: Kanguru Yayınları-Ankara İtalyan Kültür AteşeliğiSaat:17.45-19.00Panel konusu: 'Sinema Dili Şiir Dili Mi?'Yöneten; Veysel ÇolakKonuşmacılar: Veysel Çolak, Turgay Gönenç, Fikret Hakan, İsmail Mert BaşatDüzenleyen: Alaz Edebiyat Dergisi

Konferans Salonu II

Saat:11.45-12.45Söyleşi: 'Çocuk Dergiciliği ve Çizgi KahramanlarKonuşmacı: Demirhan KadıoğluDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat: 13.00-14.00Söyleşi: 'Ne Varsa Dilimde'Yöneten: Birsel KırbaşKonuşmacılar: Bekir Yurdakul, Aydın Şimşek Düzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:14.15-15.15Panel: '2009-Galileo ve Darwin Yılı: Aydınlanma İhtiyacı'Konuşmacılar: Rennan Pekünlü,Ender HelvacıoğluDüzenleyen: Bilim ve Gelecek DergisiSaat:15.30-16.30Söyleşi: 'Takvim Öyküleri'Konuşmacı: Yüksel PazarkayaDüzenleyen: TÜYAPSaat:16.45-17.45Söyleşi: 'Üniversite Gençliği Ne Okuyor?'Konuşmacılar: Tamer Öncül, Ümit İnatçıDüzenleyen: Kıbrıs Türk Sanatçı ve Yazarlar BirliğiSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Mizah Dergiciliği 140 Yaşında'Konuşmacı: Cihan DemirciDüzenleyen: TÜYAP

TÜYAP Çocuk Kulübü /23 Nisan Çocuk Şenliği(Konferans Salonu III)

Saat:11.15-11.45Okuma Tiyatrosu: 'Masallar Canlanıyor'Sunan: SOS OyuncularıDüzenleyen: TÜYAP-Soyer Kültür Sanat FabrikasıSaat:12.00-12.15Kampanya: 'Kentlerimiz İyi Yönetilebilir'Yönelişli Çocukların Kent BildirgesiDüzenleyen: TÜYAP-Özel Yöneliş KolejiSaat:12.30-13.15Söyleşi: 'Uçan Dalgalar Üzerine'Konuşmacı: Mehmet AtillaDüzenleyen: TUDEMSaat:13.25-14.10Çocuk Oyunu: 'Oz Büyücüsü'Sahneleyen: Ege Sanat MerkeziDüzenleyen: TÜYAP-Ege Sanat MerkeziSaat:14.15-14.45Dans: 'Onların Gözüyle' Konak Belediyesi Sinemacı Çocuk PrdjesiKonuklar: Sinemacı ÇocuklarYönlendiren: Zuhal Çetin ÖzkanDüzenleyen: TÜYAP-Konak Belediyesi

Konferans Salonu III

Saat:15.00-16.00Söyleşi: 'Küresel Değişim Karşısında Türkiye'Konuşmacı: Erol ManisalıDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:16.15-17.15Söyleşi: 'Söz Yangını'Konuşmacı: Senai DemirciDüzenleyen: Timaş YayınlarıSaat:17.30-18.30Söyleşi: 'Nihat Genç ile Söyleşi'Konuşmacı: Nihat GençDüzenleyen: Leman Saat:18.45-19.45Panel: 'Türk Şiirinde Kırılmalar'Konuşmacılar: Mehmet Sadık Kırımlı, Halil İbrahim Özbay, Cevdet Yüceer, Aslılhan Tüylüoğlu, Seçil ÖzcanDüzenleyen: Karşıyaka Belediyesi-Dize Şiir Dergisi

25 NİSAN 2009 CUMARTESİKonferans Salonu I

Saat:12.00-13.00Panel: '150. Yılında Türlerin Kökeni ve Charles Darwin'Konuşmacılar: Kayhan Kantarlı, Oğuz Altıngöz, Cemil DemirhanDüzenleyen: Evrensel Basım YayınSaat:13.15-14.15Söyleşi: Düşünce ve ifade özgürlüğü, tutuklu gazeteci ve yazarlarKonuşmacılar: Arzu Demir, Necati Abay, Ali Koç, Hüseyin Habip TaşkınDüzenleyen: Ceylan YayınlarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Hiçlik Defterleri'Konuşmacılar: Esat Korkmaz Düzenleyen: E YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Dünyada ve Türkiye'de 2008-2009 Bunalımı'Konuşmacılar: Pınar Bedirhanoğlu, Ebru VoyvodaDüzenleyen: Yordam KitaplarSaat:17.00-18.00Panel: 'Kızılbaş Toplumsal Tasarımı ve Günümüz Devrimciliği'Yöneten: Sırrı ÖztürkKonuşmacılar: Esat Korkmaz, Sırrı ÖztürkDüzenleyen: Sorun YayınlarıSaat:18.30-19.30Panel: 'Eflatun Nuri ile Birlikteyiz'Konuşmacılar: Yaşar Aksoy, Mustafa Yıldız, Zafer Güven, Hakan Boyav, Sadık Pala, Mümin Durmaz, Savaş ÜnlüDüzenleyen: Uluslararası İzmir Araştırmaları Merkezi

Konferans Salonu II

Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Çocuklarımız Neden Eyvah Kitap Diyor?'Konuşmacı: Mine SoysalDüzenleyen: Günışığı KitaplığıSaat:13.15-14.15Söyleşi: 'Satılık Vatan'Konuşmacı: Yılmaz DikbaşDüzenleyen: Asyaşafak Yayınları (Berfin Basın Yayın)Saat:14.30-15.30Söyleşi: 'Yazmanın ve Yaşamanın Sarkacında 'Küçük Acılardan Çekilme Sularına''Konuşmacılar: Şükrü Erbaş, Aydoğan Yavaşlı, Aydın ŞimşekDüzenleyen: Kanguru YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Geleceğe Umutla Bakmak'Konuşmacı: Meral CeylanDüzenleyen: Elma YayıneviSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Beyin Gücünü Etkili Kullanma Sanatı'Konuşmacı: Ali Erkan KavaklıDüzenleyen: Nesil YayınlarıSaat:18.15-19.15Söyleşi: 'Havana'da Türk Tutkusu 1898'Konuşmacı: Ernesto Gomez Abascal (Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi)Düzenleyen: José Marti Küba Dostluk Derneği

Konferans Salonu III

Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Tarihin Sınırlarına Yolculuk'Konuşmacı: İlber OrtaylıDüzenleyen: Timaş YayınlarıSaat:13.15-14.15Söyleşi: 'Balbay Olsaydı'Konuşmacılar: Server Tanilli, Alev Coşkun, Erol Manisalı, Ali sirmen, Deniz Kavukçuoğlu, Şükran Soner, Sevgi Özel, Deniz Som, Ümit Zileli, Serdar Kızık, İlhan Taşçı, Oktay Ekinci, Turhan GünayDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Can Yücel Şiiri''Konuşmacılar: Güzel Yücel, Erdal Alova, Özdemir NutkuDüzenleyen: İş Bankası Kültür YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Terör Kıskacında Türkiye'Konuşmacı: Erdal SarızeybekDüzenleyen: Pupa YayıncılıkSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Kürt Edebiyatı ve Mehmed Uzun'Konuşmacı: Muhsin KızılkayaDüzenleyen: İthaki YayınlarıSaat:18.15-19.15Söyleşi: 'Ergenekon ve Sosyalistler'Konuşmacı: Merdan YanardağDüzenleyen: Siyah Beyaz Kitap

26 NİSAN 2009 PAZARKonferans Salonu I

Saat:12.00-13.00Söyleşi: 'Samsun'dan Önce 6 Ay'Konuşmacı: Alev CoşkunDüzenleyen: Cumhuriyet KitaplarıSaat:13.15-14.15Söyleşi:'1960'lardan '80'e Türkiye Solu'Konuşmacı: Haluk Yurtsever Düzenleyen: Yordam KitapSaat:14.30-15.30Söyleşi: 'Osmanlı Demokrasisinden Türkiye Cumhuriyeti'ne'Konuşmacı: Yavuz BahadıroğluDüzenleyen: Nesil YayınlarıSaat:15.45-16.45Söyleşi: 'Şiir Dinletisi ve Söyleşi'Konuşmacılar: Tuğrul Keskin, Ahmet TelliDüzenleyen: Everest YayınlarıSaat:17.00-18.00Söyleşi: 'Yunus Emre'Konuşmacı: Faruk DilaverDüzenleyen: Emre BilişimSaat:18.00-19.00Söyleşi: 'Yerel Seçimler Bağlamında Kadın ve Siyaset'Konuşmacılar: Ayşe Ayata, Gülgün Erdoğan TosunDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi Vakfı

Konferans Salonu II

Saat:12.00-1245Söyleşi: 'Sınavda Başarı Terapileri'Konuşmacı: Mehmet TeberDüzenleyen: C Planı YayınlarıSaat:13.00-14.00Söyleşi: 'Sevmeyi Sevmek'Konuşmacı: Sırrı ÇınarDüzenleyen: Akis KitapSaat:14.15-15.15Söyleşi: 'Türkiye'de Derin Devlet'Konuşmacılar: Zafer Güler, Doğan KarlıbelDüzenleyen: Siyah Beyaz KitapSaat:15.30-16.30Panel: 'Yerel Seçimlerin Analizi ve Siyasete Etkileri'Konuşmacı: Sencer AyataDüzenleyen: SODEV-Sosyal Demokrasi VakfıSaat:16.45-17.45Panel: 'Polemik, Tartışma, Ortaklaşa Düşünme ama Nasıl?'Konuşmacılar: İsmail Mert Başat, Veysel Çolak, Celâl FedaiDüzenleyen: Dize Şiir Dergisi.

Cumhuriyet Kitap; Sayı: 1000; 16 Nisan 2009

AYIN ŞİİRİ/ ARİF DAMAR’IN SEÇTİKLERİ'NDEN BİR KAÇ ÖRNE

15/4/2009 · Kategori: Inceleme

AYIN ŞİİRİ/ ARİF DAMAR’IN SEÇTİKLERİ

 

Çok Ödüllü Şair Abdülkadir Budak

ARİF DAMAR

Şubat 2009 ve bu ayı kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alaz, Andız, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat ve Edebiyat, Sanat Cephesi, Sıkıntı, Sincan İstasyonu, Sözcükler, Şehir, Şiirsanatı, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim’de yayımlanan şiirleri okudum, inceledim. Abdülkadir Budak’ın, Sincan İstasyonu dergisinde yer alan “Lanet Okuma Hakkı” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Belki bilmeyen vardır, bu dergiyi çıkaran da Abdülkadir Budak’tır. Budak’la 70’li yıllarda tanışmıştım.

Benim 1969’da açıp 1984’e kadar çalıştırdığım Üst Bostancı’daki Yeryüzü Kitabevi’ne Osman Serhat’la birlikte uğramışlardı. Osman Serhat zaten oralarda oturuyordu. Budak’la çok sonraları bir edebiyat etkinliği için Bodrum Bitez’e geldiğinde karşılaştık. Eh yeri geldi, anlatayım. Bir motorla bir grup arkadaş Karaada’ya gitmiştik. Benim ayağımda beyaz plastik terlikler vardı. Adanın içindeki mağarada yüzüp motora döndüğümde terlikler bıraktığım yerde yoktu. Kim aldı terliklerimi diye soruştururken Budak o terlikler benimdi, aldım dedi. Kardeşim dedim ben buraya yalın ayakla mı geldim! Biraz tartıştıktan sonra terliklerimi geri aldım. Meğer aynı terlikten onun da varmış. Birlikte kaldığımız yere gidince bulmuş doğal olarak. Şairler dalgın olurlar ama bu kadarı da fazla. Bu da hoş bir anı. Altı yıldır bu Ayın Şiiri çalışmasını sürdürüyorum. Seksene yakın şairi değerlendirdim Abdülkadir Budak kadar çok ödül almış hiçbir şaire rastlamadım. 1982’den 2008’e, Yunus Nadi Şiir Ödülü’ne kadar tam beş ödül daha kazanmış. Bu Türkiye’de bir rekordur. Ben, ki 40 Kuşağı şairleri arasında sayılıyorum, topu topu bir buçuk ödül alabildim. Buçuk 1959’da Cemal Süreya ile paylaştığımız Yeditepe Şiir Ödülü. Bir de geçen yılın son günlerinde aldığım Sedat Simavi Ödülü. Bu ödül nedense çok önemseniyor. Ama M. C. Anday Ödülü üç bin lira verirken S. Simavi Ödülü bin beş yüz lira ödüyor. Biraz tuhaf gelmiyor mu sizlere de? Ekonomik kriz mi acaba nedeni? Bilemiyorum.

Budak’ın seçtiğim şiiri sınıfsal çelişkiyi yansıtıyor. Budak yönünden çok önemli bir bilinçlenme, gelişme bu. Kendisini kutlarım.

Cumhuriyet 17.03.2009

 

PORTRE/ABDÜLKADİR BUDAK

23 Nisan 1952’de Sıvas’ta doğdu. Ankara’da okudu. Kayseri’deki Hava Kuvvetleri’nde ve Türk Hava Kurumu’nda çalıştı. İlk şiiri Mayıs 1970 tarihli Defne dergisinde çıktı. Kayseri’de şair ve yazar arkadaşlarıyla birlikte Ozanca ve Hâkimiyet Sanat dergilerini çıkardı. Şiir ve yazılarını bu dergilerin yanı sıra Varlık, Yazko Edebiyat, Adam Sanat, Yeni Biçem vb. dergilerde yayımlandı. Şiir Odası dergisini yönetti. Budak ayrıca İmzası Gül’le 1994 Ceyhun Atuf Kansu ve Orhan Murat Arıburnu Ödüllerini, Aşk Beni Geçer’le 1998 Halil Kocagöz Şiir Ödülü’nü, çocuk kitaplarından Bir Gül Çocuk’la 1982 Türk Dil Kurumu Ödülü’nü; Kuşların Alfabesi ile 1998 Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı Ödülü’nü kazandı.

Cumhuriyet 17.03.2009

 

LANET OKUMA HAKKI

Kapatın kulakları sorular soracağım

Dillerinizi bileyin cevap vereceksiniz

Çeşmeden akan su hayat verirken

Niye köyler yıkan sel olur sizde

Uzanan el sanılan birer uçurumsunuz

Normal boy bir tabuta üç çocuk ölüsü koyup

Doğum günü partimize cenaze marşı olarak

Ah bu nasıl tesadüf, gelmiş bulunursunuz

Denizi tutuklamak o kadar kolay değil

Üstünde uçan martıya yeter sizin gücünüz

Klasik müzikle korna sesi eşittir

Suyun akış hızıyla taşın oturuş hızı

Her yerdesiniz ama sorarız acemice

Siren sesini aratmaz kapınızın zilleri

Yaralı bir şarkı izi gitarın gövdesinde

Korkunun çiçekleri geceleri kokuyor

Sayenizde kopuyor insan sabah olmaktan

Herkes birer Dostoyevski inişli-çıkışlı ruh

Hemingway’ın İspanya’da boğaya yenilmişi

Sayenizde efendim çıngıraklı yılanlar

Daha değer kazanıyor belgesellerde

Sayenizde ney yerine geçiyor neyzen

Bir ağaç, iki hızar, üç devriliş sol yana

Bir ırmak, iki köprü, üç çocuk cesedinden

Ne mümkün sizinle baş etmesi efendim

Derimizden bir harita çıkarıp

Yeni yollar, ülkeler bulsak ordasınız siz

Yola yolcu diken birer güzel terziydik

Yırttınız içimizdeki umut kumaşlarını

Hayatı giyme fırsatını heba ettiniz

Karanlık, bomboş, soğuk salonda

Teneke sesli sunucu sahneye davet eder

Altın Küre Ödülü’nü yine siz alırsınız

Ekmek arası bomba, kandan kızılcık şerbeti

Nasıl unuturuz sizi, ne kadar cömertsiniz

Vampir dudaktan değil boyundan öper

Her ağaç kurdunu kendisi üretirmiş

Alnımız duvar oldukça sizin çivileriniz...

ABDÜLKADİR BUDAK

Cumhuriyet 17.03.2009

***   ***   ***

Ayın Şiiri ‘Yaprak Dökümü’

ARİF DAMAR

Ocak/2009 ayı ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Alez, Arkadaş, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Deliler Teknesi, Dize, Eliz, Edebiyatta Üç Nokta (İkaros Yayınları), Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, H. Gösteri, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sincan İstasyonu (Abdülkadir Budak Sincan’da yayımlıyor.), Sözcükler, Şehir, Şiiristan, Şiirce, Şiirsaati, Taflan, Tavır, Tay, Varlık, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi İklim dergilerinde yer alan şiirleri okudum, inceledim ve Metin Cengiz’in Kitap-lık’ta yayımlanan “Yaprak Dökümü” üç bölümden oluşan şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim.

Metin Cengiz’i yirmi yıldır tanırım. Müteveffa Enver Aytekin’in Sosyal Yayınlar yayınevinde çalışıyordu. O zamanlar bir ahbaplığımız yoktu. Asıl şair Turgat Kantürk’ün birkaç yıl çalıştırdığı Kadıköy’deki Benu-Sen içkievinde dostluğumuz başladı. 1935 Kars doğumlu olan şair, çevirmen ben Kars’tan ayrıldıktan 7 yıl sonra doğmuş. Ben altı ay kaldığım Kars’ı çok sevmiştim. Her yönden çeşitli etnik kökenli insanlar bir arada kardeşçe yaşıyorlardı. Rus kökenli Malakanlar vardı o zamanlar. Rusya’ya döndüklerini duydum, öğrendim. Acem, Kürt, tabii Türkler, Kara Papaklar, Ermenilerin evleri duruyor kendilerinden tek bir birey yoktu. Yeni bina olarak çirkin bir beton halkevi vardı. Rahmetli İsmet İnönü bir konuşma yapmak için gelmişlerdi. Kendilerini dinledim. Orada henüz DP kurulmamıştı. Caddeleri geniş, yapılar taştandı. 21 yaşındaydım. Kars Devleti Cumhurbaşkanı 120 yaşında dimdik yürüyordu. Sanıyorum bir ay kadar bağımsız bir Cumhuriyet yönetimi sürmüştü. Türkiye’mizin Cumhuriyet olması daha sonradır. İşte Metin’in Karslı olması ona yakınlığımın bir nedeniydi. Metin Cengiz’in 1996’da Behçet Necatigil ödülünü kazanan Şarkılar Kitabı’nı görmedim, okumadım. Fransızcası çok iyi sanıyorum. E. Guillevic’in dört şiir kitabını dilimize kazandırdı. Metin’in şiirlerini tanıdığımdan beri dergilerde okuyor, izliyordum. Benim öznel görüşüme göre bu şiirin çarpıcılığı yaşantısına dayanmasındandır. Devrimci bir geçmişi iki yıllık bir cezaevi konukluğu var yaşamında. Büyük laf etmiş olmayayım ama şiir yazanlar orada bir süre yattıktan sonra şair oluyorlar. Can Yücel bunun en iyi örneğidir. Can, Bir Siyasanın Şiirleri’yle şair oldu. Yani her şiir yazan şair değildir. Örneğin benden başka bilen yoktur, İsmet Bozdağ Bursa’da yaşarken 1930’lu yılların içinde çok güzel “Sen Şarkı Söylediğin Zaman” diye bir şiir yayımladı. Olağanüstü güzeldi. Ama o asla bir şair değildir. Ne laf ettim ama. İtiraz edeni Ümit Yaşar’ı okumaya mahkûm ederim. Onu şair addeden az insan yoktur, bilmez değilim. Aferin Memet bu yolda devam et. Biraz uzattım. Metin’den bundan sonra da böyle albenili şiirler bekliyoruz.

Cumhuriyet 04.03.2009

 

PORTRE/METİN CENGİZ

Metin Cengiz 1953 yılında Kars’ta doğdu. Erzurum Atatürk Üniversitesi Fransızca Bölümü ile İstanbul M. Üniversitesi Fransızca bölümünü bitirdi. 12 Eylül döneminde TCK’nin 141. maddesinden 2 yıl hapis yattı. Bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı. Sonra değişik gazete ve yayınevlerinde redaktör, editör olarak çalıştı. Halen öğretmenlik ve çevirmenlik yapıyor. Pablo Neruda, Eugéne Guillevic, Jacques Prévert, Jules Laforgue, Aimé Cesaire vb. şairlerden yaptığı çeviriler kitaplaştı. “Baudelaire’den ‘Günümüze Modern Fransız Şiiri Antolojisi”ni hazırladı.

Cumhuriyet 04.03.2009

 

Yaprak Dökümü

1

Rüyaya benziyor yaşadığımız

Derdim hücrede sabah uyanınca

Yüzlerce savaş ve bozgun içinde

Başlardım saçma sapan bir koşuya

Kayıp bir şehir gibi görünürdü

Güneş düşümde, şehir ki gölgesi

Bardak bardak içilirdi, şehir ki,

Gün çalıp tele vururdu mahkûmlar

Günler örs gibi dövülerek geçti

Hücre bitti ama çekiç bitmedi

2

Ne çok zulüm yılı geçmiş aradan

Geçer gibi tünellerden trenler

Uzun yolları nişanlar trenler

Uzun yollar ardındadır memleket

Rüzgâr olur uzak en küçük haber

Böyle demir çelikleşir beraber

Ölüm ki terkidir dostların bizi

Ölümdür bir komünist cumhuriyet

Yüreğimde rayların iniltisi

Yüreğim sisi aşk denen illetin

3

Nice günler görmüş bir ulu dağım

Rüzgâr değil dört yanımdan çöl eser

Geçtiğim yol hiçliğin uğultusu

Şimdi kafaya bir kurşun sıkmak var

Bir de yaşamak kavim kardeş için

Şimşek gibi çarpsa da gelen yıllar

Aslolan hayat diyor gelen sesler

Kulağa hoş davul zurna sesidir

METİN CENGİZ

Cumhuriyet 04.03.2009

 

 

***   ***   ***

 

Ayın şiiri Yılmaz Gruda’dan...

ARİF DAMAR

Kasım 2006 ve bu ayı da kapsayan edebiyat dergilerinden: Afrodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Denizsuyu Kâsesi, Deliler Teknesi, Dize, Edebiyatta Üç Nokta, Evrensel Kültür, Forum Edebiyat, Gediz, Hayâl, Kertenkele, Kitap-lık, Lâcivert, Mor Taka, Özgür Edebiyat, Patika, Sanat Cephesi, Sanat ve Hayat, Sözcükler, Sincan İstasyonu, Şarköy Sanat, Şehir, Şiirsaati, Tavır, Tay, Yasakmeyve, Yazılıkaya ve Yedi iklim dergilerinde yayımlanan şiirleri okudum ve inceledim.

Ve sonunda Berfin Bahar dergisinde yer alan Yılmaz Gruda’nın “Reklamcı (Doğ. m.ö. 829)” adlı şiirini Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Yılmaz Gruda bilindiği gibi şairliğinin yanı sıra aktördür (oyuncu) aynı zamanda. Yılmaz’ı ben Ankara’da yaşadığım yıllarda tanıdım. Yıl 1945 ya da 46 olabilir. Ahmet Oktay’la yakın arkadaştılar. Ben 20-21, onlar benden 8 yaş küçük olduklarına göre 12, 13, bilemedin 14 yaşlarında çocuklardı. O yaşlarda bu yaş farkı çok önemli oluyor. Olgunluk yaşından sonra bu fark önemini yitiriyor. Daha sonraları önemi kalmıyor, önemini yitiriyor. Aradan bir on yıl kadar geçince ikisi de İstanbul’a göçtüler. Yılmaz’ı daha az ama Ahmet Oktay’ı daha çok görüyordum.

Yılmaz’ın aktörlüğü İstanbul’a geldikten sonradır. Ahmet kendini bütünüyle edebiyata verdi. Yılmaz daha seyrek şiir yayımlıyordu. Yalnız birkaç yıl önce bir şiir kitabıyla Yunus Nadi Ödülü’nü aldığını anımsıyorum. İkisi de toplumcu şiir anlayışını paylaşıyorlardı. Ahmet Oktay şiirini daha bir geliştirdi. İnceltti. İkinci Yeni’ci olmadı ama o anlayışı göz önünde tuttu. Yılmaz’ın bir yandan aktörlük çalışmaları çok zamanını aldığından şiir konusunda fazla çaba gösteremedi. Fakat benim seçtiğim ve okuduğunuz bu şiir ödül alan kitabındaki şiirlerin çok üstünde. İşte bu şiirini ben çok sevdim, çok beğendim.

Görüldüğü gibi çok güzel, üstünde çok çalışılmış bir şiir, kapitalizmin açık eleştirisi. Yazılması gerekli, fakat neden hiç yazılmayan, özlemini çektiğimiz, devrimci bir şiir. Gönül isterdi ki bu ya da benzeri bir şiiri genç bir şair yazsaydı. Ne yazık ki yaşı 70’i aşmış bir şair Yılmaz Gruda yazdı. Eski dostumu kutluyorum.

Cumhuriyet 29.12.2008

 

PORTRE/YILMAZ GRUDA

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, şair, oyun yazarı, çevirmen Yılmaz Gruda’nın şiirleri, 1950’li yıllarda çeşitli dergilerde yayımlanmaya başladı.Tiyatrocu ve sinema oyuncusu olarak bugüne dek sanat yaşamını sürdüren Gruda, aynı zamanda Attila İlhan ile beraber Mavi hareketini yaratan şairlerdendir. Gruda, gazetemizin düzenlediği Yunus Nadi Ödülleri’nde 2003’te Marathon “Bir Uzun Koşu” ile şiir ödülünü, 1999’da ‘Çerçi Zeus’ ile “Behçet Aysan Şiir Ödülü”nü aldı.

Cumhuriyet 29.12.2008

 

REKLÂMCI (Doğ. m.ö. 829)

 

Direnme

ne diyorsam: ‘evet!’ de

korkunçtur öfkesi para’nın

“ezin!” dedi mi

taun vurur, vurur açlık, yıkım

mağması yüze döner yedi kat yerin

ey yazgısı tüketici olan

direnme, tut ellerimi

para’nın aracı oğluyum ben

tuttun mu

bilmezsin nedir karanlık

(bırak ulus çırpınan uzun abdalı

bırak yansın kendi âteşinde!)

arkaik bir deyim artık sınırlar

usa aykırı, çağda ters

(...)

direnme boşuna

denizin gelgitleri bile elinde

şimşek onun, fırtına ondan

yağmur onunla

elektroniğin çarı o

direnme artık

ya iktidarı satın alır

ya yeni bir iktidar

“evet” de: cennet!

Sunu:

Duyur musun ey ulu para

sürüyor kutsal görevim

yine iniyor yırtarak toprağın etini

iniyor uzun suları

bir kırbaç gibi çarparak suratına

ülkelerin

iniyor tüketim kültüyle

yoğurarak insanoğulunu

sana yeni sunaklar yaratmak için

altın ve füzyon halinde!

(-çek’i yine zürih’e!)

 

Cumhuriyet 29.12.2008

 

***   ***   ***

Ayın Şiiri Sarıoğlu’dan

ARİF DAMAR

Haziran 2008 ayı edebiyat dergilerinden; Airodisyas Sanat, Akademi Gökyüzü, Akatalpa, Andız, Alaz, Aşkar, AZ Edebiyat, Berfin Bahar, Dramaffon, Dize, Evrensel Kültür, Edebiyat ve Eleştiri, Formum Edebiyat, Gediz, H. Gösteri, Hayal, Kertenkele, Kitap-lık, Kum, Lâcivert, Sanat Cephesi, Sincan İstasyonu, Sonra, Sözcükler, Şehir, Tavır, Tay, Edebiyatta Üç Nokta, Varlık, Yasakmeyve, Yedi İklim’de yer alan şiirleri okudum, inceledim. Yasakmeyve dergisinde yayımlanan Sezai Sarıoğlu’nun “Ah Min’el Hatır” adlı 10 bölümden oluşan uzun ve büyük şiirini (çalışmasını) Ayın Şiiri olarak değerlendirdim. Görüldüğü gibi Sezai şiirini edip Cansever’in Fethi Naci için yazdığı bir şiirin bir bölümün aktarılması ile sunuyor. Yukarıda da söylediğim gibi 10 bölümlük şiir dergisinin 5 sayfasını silme kaplıyor. Açıkça görüleceği gibi bu büyük şiir uzun bir çalışmanın, çabanın başarılı bir ürünüdür. Edebiyat çevrelerinince bilindiği gibi ünlü eleştirmen Fethi Naci son birkaç yıldır maalesef pek iyiye doğru gelişmeyen bir sayrılığın pençesindedir. Yakın zamana kadar değerli eşi Lâle Hanım’ın refakatinde ünlü Cuma toplantılarına katılıyordu. Şimdilerde ne yazık ki canı çekmiyor, evden çıkmak istemiyormuş. İşte Sezai Sarıoğlu da Naci’nin bu durumundan derinden duyduğu keder ve üzüntüyü dile getiriyor. Şiiri her okuyan da aynı üzüntüyü derinden duyacak, kederlenecektir. Kuşkusuz özellikle dostları, geniş okur kitleleri ve memleketteki yani Giresun’daki arkadaşları, akrabaları, Naci’nin değerini bilen Giresun halkı. Ataç’ın yitiminden sonra Fethi Naci onun bıraktığı boşluğu elinden geldiğince doldurmaya çalıştı. Şimdi Naci’nin kalemi sustu. Artık taşıdığı ağır yük ve sorumluğu Semih Gümüş yüklenecek görünüyor. Kardeşim Lâle’ye telefon edip Sezai Sarıoğlu’nun şiirini okumasını ve Naci arkadaşımıza da dinletmesini önerdim. Daha önce de yazmış, söylemiştim, değeri toplumca onaylanmış kişileri yaşarken onurlandırmalıyız. Ama bizde ne yazık böyle olmuyor. Cemal Süreya’ya Dr. İhsan Ünlüer’e yitip gittiklerinden sonra yaşadığı sokakların adları verildi.

Tek istisna Dağlarca’ya (O da yaşı 90’a dayanınca) yaşadığı kısa sokağa adı verildi. İstanbul için konuşuyorum. Örneğin İzmir’e bunun güzel örnekleri var. Yıllardır İlhan Berk’in Bodrum’da oturduğu Şalvarağa Sokağı’na adının verilmesi için yetkili kimselere rica üstüne ricada bulundum. Maalesef şimdiye dek bir sonuç vermedi. Ama Zeki Müren Caddesi var. düşünebiliyor musunuz? Zeki Müren, İlhan Berk. İnsanın kolları iki yana düşüyor. On yıllarca Nâzım Hikmet’e kan kusturan yetkin (!) insanlardan ne beklenir ki!.. (Not: Şiir çok uzun olduğundan yalnızca ilk bölümüne yer verebiliyoruz.)

Cumhuriyet 04.08.2008

 

PORTRE/ SEZAİ SARIOĞLU

Sezai Sarıoğlu, 1950 Ordu, Ünye’de doğdu. 1979 yılına kadar öğretmenlik yaptı. 1983-88 yılları arasında çeşitli cezaevlerinde tutuklu kaldı. Yeni Öncü dergisinin yayın kurulundan sonra Özgür Gündem gazetesinde çalıştı. Pencere Yayınları’ndan ‘Terspektifler’ isimli denemeleri, Çiviyazıları’ndan ‘Doğusu-Batısı Olmayan Sözcükler’ isimli ÇGH ve Musa Anter Ödülü alan söyleşi ve denemeleri yayımlandı. Sombahar, Ludingirra isimli dergilerde şiir üzerine yazıları ve şiirleri yayımlandı. Bir ara Öküz dergisinde ‘Şehir Aşkiyasi’ adıyla yazılar yazdı. Söz ve V Özgürlük dergilerinde çalıştı. Yurtiçinde ve değişik Avrupa ülkelerinde ‘Annemin Şarkı Sandığı’ isimli anlatı-dinletiler yaptı. ÖDP kurucularından olan Sarıoğlu, bir dönem parti meclisi üyeliği yaptı.

Eserleri: Nar Taneleri Gayriresmi Portreler(2001), Doğusu Batısı Olmayan Sözcükler(1996), Terspektifler(1994).

Cumhuriyet 04.08.2008

 

Ah Min’el Hatır

“.... / Günbatımı! / Günbatımı! yeni konuşmaya başlayan bir çocuğun diliyle / Kolumu tutuyor Fethi Naci, şu manzaraya bak, diyor / Tam Galata Köprüsü’nün üstünde / Diyor ya, biz alıştık, yüreklerimize bakıyoruz gene de / Uykusuz gecelerimize bakıyoruz: onurun uykusuzluğu / Susturulmanın / Ve günbatımında leylek sürüsü / Hüzünlü bir görüntüyü akıtıyorlar Naci’nin yüzüne / Kırılmak ama birlikte / Birlikte, ama kırılmamak / Ve sanki kalplerimiz her yanı dökülen bir otobüste / Öyle/./ ”

(Edip Cansever, “Dostlar”, Fethi Naci’ye)

I.

günün hülasası şuydu sanki;

hatırın emri, hatıranın kavliyle giresun’dan

gülcemal vapuruyla seyrüsefer yapıldı

dünyada söz fazlalığı, öz azlığı vardı

dışlarından oluşan çoğunluklar

içlerinden oluşan azınlıklar geçildi

hevesnefes kerasuslu naci amca’ya gidildi,

su’suz ve uykusuz kitapların huzurunda

ikindi bir vakte kadar söz-söze gelindi

göz ve gönül ucuyla sorulara aracılık edildi

sahafa düşmüş tıpkıbasım eleştirmendi sanki

suçsuz sular içen ötümlü kuşların derdi anlaşıldı

noktası noksan hattın iması ve imlası anlaşıldı

beni eleştirilerim unutkan yaptı, demeye getiren

naci abi’nin yüz sorulu derdi anlaşılamadı

Sezai Sarıoğlu

Cumhuriyet 04.08.2008

SİM Kartsız Ve Kontörsüz 112 Aranabilir

15/4/2009 · Kategori: Gunluk

Cumhuriyet 13.04.2009

ACİL YARDIM SERVİSİ

SİM kartsız ve kontörsüz 112 aranabilir

ANKARA (AA) - BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 5 kişinin hayatını kaybettiği helikopter kazasının ardından 112 Acil Yardım Servisi’ne nasıl ve hangi koşullarda ulaşılabileceği konusu da gündeme gelirken, bu konuda toplumdan birçok kişinin bilgi sahibi olmadığı belirtildi.

Buna göre il sağlık müdürlükleri bünyesinde kurulmuş olan 112 Acil Yardım Servisi, sabit telefonlardan, ankesörlü veya cep telefonlarından ücretsiz aranabiliyor. 112ye, içinde SİM kart ve kontör bulunmayan bir cep telefonundan da ücretsiz olarak ulaşılıyor. Turkcellin çözüm ortağı Teleses Yönetim Kurulu Başkanı Recep Uzelli, her operatörün bunu sağlamakla yükümlü olduğunu belirterek 112yi aramak için cep telefonunun tuş kilidini bile açmaya gerek olmadığını belirtti.

Cep telefonu operatörünün sinyalinin alınmadığı durumlarda telefonun kapatılıp, pin ekranı geldiğinde 112 servisinin aranabileceğini anlatan Uzelli, böylece en yakın ve en iyi sinyalin alındığı baz istasyonunun kullanılabildiğini kaydetti.

Net ifadeler kullanın

Günün hangi saati olursa olsun 112 arandığında gerekli görülen durumlarda belirtilen adrese 1 doktor, 1 sağlık personeli ve 1 şoförden oluşan ekip ile tam teşekküllü ambülans yollanıyor. Yetkililer, acil bir durumda 112 Acil Yardım Servisi arandığında karşıdaki görevliyle sakin şekilde, net ifadelerle konuşulmasının önemine işaret ediyor.

Tire Pazarı/ Serdar Kızık

15/4/2009 · Kategori: Gezi

EGE’NİN İMBATI

Serdar Kızık serdarkizik@cumhuriyet.com.tr

TİRE PAZARI

Bazen ilk kez karşılaştığınız olağanüstü bir güzelliğin coşkusunu yaşarken, hayıflanır insan.

Geç kalmış hissiyatı doğar.

Gecikmiş bir zaman algısıyla coşku, hayatın ayrı kefelerindedir, denge adamına göre değişir.

Yine de asıl olan yeni tanışlığın heyecanıdır...

Aslında her mevsimin, her dönemin dengesizliği söz konusuysa da sonbaharınki bir başka oluyor.

Biliminsanları yaprak dökümünün insanda biyokimyasal değişikliklere yol açtığını söylüyor, hormonların bir başka türlü çalıştığını.

Bundan ötürü belki de yolculuk hâlleri depreşti mi ne, gidiyoruz işte.

Nereye?

Yeni bir yer olsun, sonbahar hüznünü dağıtacak kadar da renkli... Kalabalıkta kaybolsak, hiçbir tanışlığa rastlamadan yürüsek öyle...

Aslında Tire hiç gitmediğim kasaba değil ama bilmediğim bir yanı var. (İlginçtir 15. ve 16. yüzyıllarda Anadolu’nun Bursa ve Kütahya’dan sonra en kalabalık ve ekonomisi en gelişmiş kentinden şimdi kasaba diye söz ediyorum)

“Kalabalık” dedik ya, neresi olur?

Mesela, pazar yeri.

Görmeden önceki bilgilerimi aktarayım önce.

Tire salı pazarının geçmişi yüzyıllar öncesine uzanıyor.

Sabahları belediye hoparlörlerinden okunan pazar duasıyla başlıyor.

Çapı dört kilometreye yaklaşıyor. Kasabanın neredeyse bütün ana sokaklarına kuruluyor.

İğneden ipliğe, ne ararsan bulunuyor.

Acılan tezgah sayısı iki, ziyaretçi sayısı yaklaşık on bin.

Yerli, yabancı turistlerin ilgi odağı.

Kuşadası‘na gelen turist gemilerinin bile tur programında...

Şimdi de gördüklerimi.

Kalabalıkta dolaşıyorum öylesine.

Git git bitmiyor.

Bu nasıl bir renk cümbüşü, bu nasıl bir sevecenlik, bu nasıl bir doğallık?

Başı yazmalı, altı şalvarlı köylü kadınlar.

Nasırlı elleriyle poşularını düzelten, ürünlerini bağırmadan, çağırmadan satmaya çalışan erkekler.

Tarladan sabaha karşı toplanmış sebzeler, otlar, meyveler ve bir tazelik kokusu.

Ev yapımı salça, tarhana, pekmez, reçel, peynir, çökelek ve yağlar.

Artık bir çok bölgede üretilmeyen el ürünleri; süpürgeler, semerler, koşum takımları.

Oyalı yazmalar, danteller, kanaviçeler, el işleri.

Ve çiçekler...

Öneririm, salı pazarına yolunuz düşsün...

Gezi 29.10.2008


Gezi 29.10.2008

GEZEKALIN

 

Mustafa Balbay ankcum@cumhuriyet.com.tr

DAĞLAR DOĞANIN ŞİİRİDİR...

 

Bu köşede belki de en çok sulardan söz ettik. İçinden, kıyısından su geçen şehirler gerçekten bir başka güzeldir. Biraz da rakım yükseltelim...

Türkiye’nin en çok neyi anlatılmalı, diye sorarsanız ben dağları derim...

Dağlar, şiiridir doğanın... Ne zaman nasıl sesleneceği belli olmaz. Hangi mevsim hangi türküyü söyleyeceğini bilemezsiniz... Ankara’dan Adana yönüne giderken, hızla küçülen Tuz Gölü’nü geçtikten sonra karşınıza biri dikilir:

Hasan Dağı...

Yolunun Adana değil de Niğde ise, dakikalarca eşlik eder size... Selamını da bulutlarla verir. Başında hep irili ufaklı bulutlar.

Ya Kastamonu’ya giderken Ilgaz’a ne demeli... Tırmandıkça yanınızdan dev ağaçlar da koşturur. Durak yerinden nefeslenirken, aşağıya baktığınızda orman denizini tepeden izlemeye doyamazsınız. Kış günü gelin gibidir Ilgaz... Güzelim ağaçların altı-üstü beyaz bulutlarla, karlarla örülüdür.

Küre Dağları gibi var mıdır, küremizde?

İçinde neler neler saklıdır. Daracık yollardan giderken çevre sizi öylesine genişletir ki... Arada kayalıklardan fışkıran sular dağların sevinç gözyaşları gibi koşarak iner.

Hopa’dan hop deyip Artvin yönüne sapış, dağlara yapış... Dağlar bir salıncak gibi çeker de çeker... Sağınız Karadeniz solunuz dağlar deniz... Sonra dağların arasından gürleyip inen bugünlerde üzerine set üstüne set vurulan Çoruh gelir... Çoruh’un kıyısında durup soluklandınız mı; ırmaktan gelen sesler insanı bir mitingi alanı gibi çeker.

Ege’nin dağları zeybek oyunu gibidir. Usul usul yükselir usul usul iner. Ama öylesine verimlidirler ki; Ege için şu deyim yaşamın içinden süzülüp gelmiştir:

Dağlarından yağ ovalarından bal akar!

Zeytin ağaçları akıyormuş gibi durur dağ eteklerinde.

Bolu dağları otoyolla birlikte daha haşır neşirdir insanlarla. Ama koynunda neler sakladığı görülmez uzaktan. Dorukkaya birazcık ipucu verir, Abant’a söz yetmez. “Burda durma Mudurnu yolu seni bekliyor” diye fısıldar durur...

Toroslar, Anadolu’dan beraber ve solo türküler gibidir. Tek tek de güzel, sıradağlarıyla da...

Elbistan’a giderken bir yanda Binboğalar bir yanda Nurhak, insan ikisini de görmeli muhakkak...

Daha ne dağlar var, ama yerimiz dar... Mademki dağlar doğanın şiiri dedik; Zeki Ömer Defne’nin Ilgaz şiiriyle noktayı koyalım:

Yıldızlar çamlara değer de geçer,/ Gün buradan başını eğer de geçer, / Sular dizlerini döğer de geçer/ Bir Ilgaz, er Ilgaz, yar Ilgaz!..

Gezekalın...

Köy Enstitüleri Neden Kuruldu, Neden Kapatıldı?

14/4/2009 · Kategori: Makale

Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda.

69. yılda, Orhan Veli’nin dizeleriyle: “Yarınlara ümitle yürüyenler bir selam uçuralım.”

 

Prof. Dr. İsa EŞME Maltepe Üniversitesi

Köy Enstitülerini konu alan etkinlik ve yazılarda, genellikle doğrudan bu kurumların eğitim biçimi, eğitim ortamı ve mezunlarının nitelikleri üzerinde durulur. Bunlardan belleklerde kalanlar ise, tarım, güzel sanatlar ve kültür etkinliklerine öncelik verilen uygulamalı eğitim ile eğitim mekânlarının öğrenciler tarafından yapıldığını gösteren fotoğraflardır. Kuruluşunun üzerinden 69 yıl geçmesine rağmen halen üzerinde tartışılan Köy Enstitüsü gerçeğini kavrayabilmek için resmin bütününe bakmak gerekir. Bu yapılmadıkça, Köy Enstitülerinin neden kuruldukları ve neden kapatıldıkları sorularına gerçekçi bir yanıt bulabilmek zordur.

Eğitim devriminin üç adımı

Türk aydınlanmasının omurgası eğitim devrimidir. Eğitim devriminin üç ayağından ilki 3 Mart 1924te gerçekleştirilen Öğretim Birliği Yasası, ikincisi, 1 Kasım 1928de yapılan harf devrimidir. Bunlar, Türk aydınlanmasının hayata geçmesi için olmazsa olmazkoşullardandı. Ancak Türk aydınlanmasının kalıcılığı, devrimlerin benimsenmesi ve aydınlanma dalgasının ülkenin kılcal damarlarına kadar nüfuz etmesiyle mümkündü.

Bu da nüfusun yüzde seksenini oluşturan köylünün eğitilmesini gerektirmekteydi.

Ülke genelinde yüzde 6-7 civarında olan okuryazarlık oranı köylerde çok daha düşüktü. Harf devrimine rağmen okuryazarlığın düşünülen hızda yayılmamasında en büyük etken öğretmen sorunuydu. 1930lu yılların ortalarında, 40 bin köyün 35 bini öğretmensizdi. Öğretmen okulları yılda 300-350 kadar mezun verebiliyordu. Basit bir hesaba göre, sorunun çözümü için on yıllarca beklemek gerekiyordu. Peki bu sorun nasıl aşılabilecekti?

Önce köy eğitmen kursları

Çözüm, Cumhuriyetin kurucusu ve Türk devriminin önderi Mustafa Kemal Atatürkten geldi. Çözümün ilk adımı, Köy Eğitmen Kurslarıuygulamasıydı. Böylece eğitim devriminin üçüncü ayağının temeli atılmıştı. Büyük önderin ömrü, projeyi tamamlamaya yetmedi. Bayrağı devralanlar projeye sahip çıktılar. Türk devriminin gerçekleşmesinde Mustafa Kemalin hep yanı başında olan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, projenin sahipleri, Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguça destek oldu. 17 Nisan 1940ta çıkarılan yasa ile, dünyanın en özgün eğitim atılımı uygulamaya geçirildi.

Devrimci düşüncenin adamını yetiştirmek

Enstitüler, klasik öğretmen okulu mezunu vermeyeceklerdi. Mezunların yükleneceği görevi Köy Enstitülerinin mimarlarından dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel şu özlü sözleriyle ifade etmişti: Biz, istiklal mücadelesinden itibaren sosyal hayatımızda yaptığımız büyük devrimleri köylere götürecek adam yetiştirmek isteriz. Çünkü, ümmet devrinin böyle bir adamı vardır. Bu, imamdır. İmam, insan doğduğu vakit kulağına ezan okuyarak, vefat ettiği vakit mezarının başında telkin verene dek, doğumundan ölümüne kadar bu cemiyetin manen hâkimidir. Bu manevi hâkimiyet, maddi tarafa da intikal eder. Çünkü köylü hasta olduğu vakit de sual mercii imam olur. Biz imamın yerine, köye devrimci düşüncenin adamını göndermeyi isteriz.

Devrimci düşüncenin adamı Köy Enstitülerinden yetiştirilecekti. Peki devrimci düşüncenin adamı bunu nasıl başaracaktı? Bunun yolunu da, adı enstitülerle bütünleşen Tonguç şöyle özetliyordu: Köylüye bir şey öğretebilmek için ondan birçok şey öğrenmek gerekir. Kanımızı ve iliklerimizi isteyerek köyün içine akıtmadıkça, kırk bin köyün kenarına münevver insanın mezar taşı dikilmedikçe, bu köyün sırlarını anlayamayız. Köylüyü anlayabilmek, duyabilmek için onunla kucak kucağa, nefes nefese gelmek lazımdır. Onun içtiği sudan içmek, yediği bulgurdan yemek, yaktığı tezeğin ifade ettiği sırları sezebilmek ve yaptığı işleri yapabilmek gerekir.

Köy Enstitülerinden yetişeceklerin niteliği elbette bunlarla sınırlı değildi. Laik, ulusal, uygulamalı ve karma eğitim verilen bu kurumlarda, özgüveni yüksek, eleştirel düşünebilen, sorun çözebilen ve Cumhuriyet için fedakâr olabilen gençlerin yetiştirilmesi ana hedefler arasındaydı. Bu başarılıyordu.

İkinci Dünya Savaşının zor koşullarına karşın ülke coğrafyasına eşit aralıklarla serpiştirilen 21 aydınlanma ocağı ışık saçmaya başladı. 20 bine yakın mezun verildi. Ancak eğitim devriminin üçüncü adımının tamamlanması için en az 40 bin mezun yani 10-15 yıl daha gerekliydi. Olmadı, buna izin verilmedi. Demokrasiye geçişle birlikte, Cumhuriyetin en ışıltılı eğitim atağı olan Köy Enstitüleri projesi yarım bırakıldı.

Köy Enstitüleri neden kapatıldı?

Bu soruya cevap olabilecek en saydam açıklamalardan biri, dönemin CHP Milletvekili Kinyas Kartaldan gelmişti. Aynı zamanda toprak ağası olan Kinyas Kartal, yıllar sonra, Köy Enstitülerinin neden kapatıldığına ilişkin soruya şu açıklamayı getirmişti:

Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.

Köy Enstitüleri kapatılmakla, Devrimci düşüncenin adamını yetiştiren kaynak kurutuldu. Böylece Türk aydınlanmasının, yurdun tüm kılcal damarlarına yayılması engellenmiş oldu. Sonrasında olanları zaten biliyor, konuşuyor, yazıyor ve yaşıyoruz. Köy Enstitüleri kapatılmakla Türkiye ne kaybetti? Bunun yanıtı, tartışılmayacak kadar açık. Bunun yanıtı boşalan köylerde, cemaatlere teslim edilen varoşlarda. Bunun yanıtı, mahalle baskısının ve cemaatlerin gücünün hangi boyutlara ulaştığını gösteren araştırmalarda.

69. yılda, Orhan Velinin dizeleriyle: Yarınlara ümitle yürüyenler bir selam uçuralım.

Cumhuriyet 14.04.2009

İŞÇİNİN EVRENİNDEN

ŞÜKRAN SONER

Ne Hukuku?

 

Birileri hâlâ ortada yargılama-ceza konusu olacak birtakım kanıtlar olmasa bu çapta operasyonlara kalkışılamayacağını söylemeye çalışıyorlar ya... İşte işin püf noktası tam da burası. Savlandığı üzere Ergenekon yargılanmaları sonucunda gerçekten bir sürü suçlu, suç örgütü, yargılanma sonucunda cezalandırma ortaya çıksa da.. Ergenekon yargılanması çerçevesinde gerçekleştirilen insan hakları, hukuk ihlalleri, yargısız infaz uygulamalarını, çok geniş kapsamlı bir kitlenin, örgütlerin yıldırılması, baskı altında tutulması gerçeğini ortadan kaldırmayacak ki...

İşin özü Ergenekon davası bundan sonra nasıl gelişirse gelişsin, sivil darbe, laik demokratik cumhuriyet, Atatürk devrimlerini savunanların kırılması amaçlı işlevi önde kalacak. Ergenekon adlı bir darbeci örgüt operasyonu yargılamasından çok, asıl vurulmak, kırılmak istenenler, ülkesini sevenler olacak.

Doğrusu kaçıncısı olduğunu hiç merak etmediğim dünkü operasyonun kapsamına, üslubuna, gerçek amaçlarına fiili sonuçları ile bakmaya çalışmak, sayısız insan hakkı, hukuk ihlali, yargısız infaz sonuçlarını görmek için yetiyor da artıyor bile... Televizyon kanalları kaçınılmaz biraz da sansasyonel gelişmelerin ayrıntısına takıldığında, istemeden verilen kimi ayrıntı bilgiler daha bir çarpıcı oluyor; Çağdaş Yaşamın Adana Şubesi yöneticilerine polis Kapınıza kilit vurun gidindeyivermiş...

Yıllardır tıbbın gerçeklerine aykırı olarak ayakta direnen, tanıdığım en üretken, çalışkan, yürekli, yaşamını başkalarına adamış, insanlık örneği insanlardan Prof. Türkan Saylan, evindeki trajik aramalardan sonra, Çağdaş Yaşamın bilgisayarlarındaki öğrenci burslarına ilişkin kayıtlara el konulduğunu da açıkladı... Şimdi şöyle bir arkanıza yaslanın, önyargısız, insan gibi, serinkanlı olup bitenleri düşünmeye çalışın...

***

Bildik bileli var olan, siyasal İslam, ırkçılık, ayrımcılık adına içerden ve dışardan büyük parasal destekli örgütlenmeleri, etkin çalışmalarını bir anımsayın. Örneğin Almanya, AB ağırlıklı Milli Görüş, ABDde yerleşik Fethullah Gülen cemaati adına, bir kısmı gönüllü müritlerden, büyük çoğunluğu ticari ilişkilerde sağlanan hizmetler karşılığı toplanan dudak uçurtan paraları, nasıl kullanıldıklarını bir kefeye koyun. İnsan hakları, demokrasi, Cumhuriyet, laiklik, Atatürk devrimleri karşıtı bu örgütlenmeler, özellikle, öncelikle de gençlik yaratılması için yapılan hizmetleri, harcanan paraları... Yurtlar, burslar, Kuran kursları, cemaat evleri örgütlenmeleri ile alınan uzun yol ortada. Hepsi de yürürlükteki anayasal düzen, rejim karşıtı, hukuk dışı örgütlenmeler, parasal ilişkiler içinde... Bugüne kadar hesabı mı soruldu ya da sorulabildi ki?..

Bu arada ülkemizin geleceği, gençliği için bir şeyler yapma sorumluluğu duyanlar adına, çok gecikmeli de olsa ortaya çıkan örgütlenmeler içinde önde durmuş bir Çağdaş Yaşam var. Ülke çapında örgütlenme, çalışma sayesinde on binlerce öğrenciye, genç kızımıza burs sağlamayı başardı. Öyle illegal, siyasi amaçlarla uzaktan yakından bir ilişkisi olmadan, İdilli kızlarımız simge, yoksulluk yoksunluk, töre kıskacında okula gönderilmeyen kız çocuklarımız için okuma olanağı yaratma çalışmalarından yola çıktı. Her kademe, ağırlıklı üniversiteleri kazanmış yoksul aile çocuklarına burs bulma ile yürüdü.

Şimdi Türkan Hocanın sözünü ettiği burslu öğrencilere ait bilgisayar bilgilerinin Ergenekon iddianamesi içinde yeri ne olabilir? Ya da burs verenlerin listelerinin? Dünkü operasyonun, yaratılan kamuoyunun, estirilen baskı ve terörün en vahim sonucu nedir sizce? Çocuklara verilen bursların bıçak gibi kesilmesi olmasın sakın? Burs veren işverenlerin siyasi iktidar ya da mahalle baskısı altında tutulmayacaklarının güvencesi olabilir mi? Daha ağırı şantaj kokuları gelmiyor mu? Dahası bir de ben senaryo yazayım; listeleri ele geçirilmiş burs alan ve burssuz kalma tehdidi altında olan öğrencilere, cemaatler adına yaklaşanlar çıkmaycak mı?

Dünkü operasyonlar kapsamında toplumsal işlevi kırılmaya çalışılan bir tek Çağdaş Yaşam değil ki... Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkma düşünce çalışmaları kadar bursları ile de işlevleri olan ADDler var. Türkiyenin laiklik, rejim tehdidi karşısında dik, onurlu durmuş bilim insanları, aydınları, rektörleri var. En çıplak olarak Cumhuriyet mitinglerinde öne çıkmış sivil toplum örgütlenmelerinin topunun birden hedef alındığı gözlemleniyor...

Özetle bu operasyonlar sonucunda birçok suçlu, suç örgütü ortaya çıkarılsa bile (ki süresi belirsiz yargılamaların sonucunda, sayısız iddianamelerin gidişatından anlayabildiğimiz kadarı ile geçmiş askeri darbe hukuku dönemlerinin uygulamalarının deneyimlerine de bakarak, onların hukuk tanımaz, yargısız infaz sınırlarını da aşmış bir uslupta asla olabileceğine inanmıyorum..) anayasal düzen içinde işleyen bir yargılama ve hukuk sisteminden söz edebilir miyiz? Ilımlı islam damgalı olsa bile seçimle gelmiş güçlü bir sivil iktidar döneminde, anayasal hukuk düzeni içinde, bunlara izin verilebilir mi?

soner@cumhuriyet.com.tr

Türkan Saylan’a mektup

ZEYNEP ORAL

Sevgili Türkan Saylan,

Eviniz polis aramasındayken, sizin tüm sakin, aklı başında, saygılı, saygın, azimli, hoşgörülü, anlayışlı tavrınıza karşın, biz evinizin içinde değil de dışında olanlar öfkeden çıldırıyorduk! Neden mi? Çünkü toplumun temel taşlarını sarsmayı hedefleyen bir gidişatın neden sizi ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğini hedef alabileceğini, alabildiğini görebiliyoduk!

Neden? Çünkü yaşam boyu çalışıp ürettiniz. Çünkü yaşam boyu verici oldunuz, karşılığını almadan, beklemeden verdiniz. Çünkü bu toplumun eğitimle kalkınabileceğine inandınız ve inancınız gereği çalıştınız, eyleme geçtiniz. Çünkü kız çocuklarının eğitimine önem verdiniz. Çünkü ilimi, bilimi, düşünce üretmeyi en yüce değer belleyip, o değeri çoğalttınız. Emeği erdem saydınız. İşte bu değer ve erdem saydıklarınızı yaymak için seferberlik ilan ettiniz! Başka türlüsünü yapamazdınız, çünkü Cumhuriyet ve Atatürk ilkelerine, hukuk devletine, demokrasiye, insan haklarına ve çağdaş değerlere inancınız sonsuzdu.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği sizin başlattığınız bu seferberliğin ürünü ve yansımasıdır. Biz on binler, yüz binler, milyonlar buna tanığız! Vicdanımız da tanıktır. Bilesiniz ki, başlattığınız seferberliği sonuna dek sürdüreceğiz! Çünkü sizden böyle öğrendik! Ne pahasına olursa olsun sizin başlattığınız yolda ilerleyeceğiz!

Genco Erkal, tiyatrodaki 50. yılını ödüllerle kutluyor

Aydın sanatçının toplumcu duruşu

© Genco Erkal, tiyatromuzun 1960’lardan bu yana yazılmış tarihini oluşturan sanatçılar arasında ön sıralarda yer alıyor.

Yetenek doğuştandır. Eğitim, görgü ve birikimle kıvamlanır. Tiyatroculukta hünerli/becerilisayılmanın önkoşuludur. Ne ki hızlı nüfus artışına karşın gelişme süreçlerinin hızlandırılamadığı bizimki gibi toplumlarda, tiyatrocukimliğinisanatçıkimliği ile bütünleyebilme yolunda, aydın kişi olma sürecinden de geçilmesi gerekir.

Genco Erkal, tiyatrodaki 50. yılını kutladığı 2009 yılının ilk birkaç ayı içinde art arda Aydın Doğan Vakfı ve Sabancı Vakfı Kültür-Sanat Ödüllerine değer bulunduysa, bunun gerekçesi tiyatroya 50 yıldır kesintisiz olarak emek veriyor oluşu değildir yalnızca. İçinde yer aldığı yapımlara özgül ve özgün imzasını atmış bir tiyatrocuoluşu da tek başına yeterli bir açıklama sayılmaz. Erkalı 50. sanat yılında doruğa taşıyan, onun sanatçıkimliğiyle iç içe geçmiş aydın kimliğidir.

Fransızca ve İngilizce bilmesine karşın başka yabancı dilleri öğrenme yolunda harcadığı çaba, oyuncu olarak parladığı 1960’lı yıllarda zafer sarhoşluğuna ödün vermeyip İstanbul Üniversitesindeki Psikoloji öğrenimini tamamlamış olması, sanatın tüm dallarına duyduğu ilgi, sahne çalışmalarında bilgilenme sürecine ağırlık tanıması, tiyatro olayı kotarırken sezgi ile düşünce arasında sağlam bir ilişki kurma ilkesi Erkalın aydın sanatçıniteliğinin yansımalarıdır. Aydın kimliğini tamamlayan toplumcu duruşu ise -politik baskı ve enflasyon/kriz dönemlerinin olumsuz etkisine karşın- sorumluluğunu taşıdığı sahne olaylarının başlıca çıkış noktası olmuştur.

Oyuncu olarak üne 1963te Arena Tiyatrosu yapımı Aslan Asker Şvayk ile ulaşan sanatçı, 1964’te Gülriz Sururi ve Engin Cezzar Tiyatrosunda sahnelenen ve tarih yazan Keşanlı Ali Destanıoyununun yönetmeni olarak ustalar arasına girmişti. 1965-67 döneminde ise A.S.T. çalışanıdır. Brechtin Arturo Uisinden Bir Delinin Hatıra Defterine uzanan çizgide, Nevra Serezli ile birlikte unutulmaz kıldıkları Durdurun Dünyayı İnecek Var oyunu da yer alır.

Bugün 40. yılını sürmekte olan Dostlar Tiyatrosunda sahnelediği Asiye Nasıl Kurtulur’, ‘Galilei Galileo’, ‘Bay Puntila ve Uşağı Matti gibi kalabalık kadrolu zor oyunlarda farklı oyunculuk biçemlerinde parlak yorumlar sunan sanatçının unutulmaz rolleri arasında Ayla Algan Rosenbergler Ölmemeli, Zeliha Berksoylu Brecht Kabare, Meral Çetinkayaİkili Oyun, Sumru Yavrucuklu Fay Hattı ve Bülent Emin Yarar ile sunduğu Oyun Sonu bulunmaktadır. Bu kez kendim için oynuyorumdediği Oyuncu’ (‘Ben Feuerbach), Mehmet Ulusoyun sahnelediği Kafkas Tebeşir Dairesi’, ‘Sevdalı Bulut’, ‘Simyacı yapımları da özeldir Erkal için. Ayrıca üç Fransız yapımında oynadığını da unutmamalı.

Kerem Gibiile başlattığı solo oyunlar Erkalın gösteri dağarı içinde önemli bir yer tutar. Yıllarca Prokofieff ve Stravinskinin -orkestra müziği ile sözü buluşturan- yapıtlarının vazgeçilmez solisti olan sanatçının tek kişilik oyunları Nâzım, Aziz Nesin, Can Yücel, Brecht gibi ustaların metinleriyle oluşmuştur.

Erkalın 70 dolayında sahne olayına emeği geçtiği görülüyor. Yalnız oyuncu ya da yönetmen olarak değil, dramaturg, çevirmen, uyarlamacı ve yazar olarak da ürettikleri onun aydınkimliğinin tiyatro bağlamındaki göstergeleri... Orkestralarla birlikte çalışmaya yatkınlığı onu son yıllarda -müzik tarihimizin en görkemli ürünlerinden biri olan- Fazıl Say imzalı Nâzım Oratoryosuile de buluşturdu. Sivas ’93’ başlıklı belgesel çalışması ise belleklerden silinmeyecek...

Genco Erkal, tiyatromuzun 1960lardan bu yana yazılmış tarihini oluşturanlar arasında ön sıralarda yer alıyor.

GÖRÜŞ

BEDRİ BAYKAM

Ulusum Adına Özür Dilerim Sayın Türkan Saylan

Sevgili Türkan Saylan Hanımefendi,

Ben bu satırları kaleme alırken 12. dalga kapsamında eviniz aranıyormuş. Bir de aynı zamanda başkanı olduğunuz ve binlerce üyesinden biri olmaktan gurur duyduğum ÇYDDnin merkezi ve çeşitli şubelerine de baskınlar yapılmış.

Öncelikle ülkem adına, size reva görülen bu muameleden dolayı, şahsınızdan özür diliyorum. Gözaltına (henüz!”) alınmamış olsanız da yapılan ayıbın derecesi değişmiyor. Bu ülke bu seviyede bir irtifa kaybını hak etmiyordu Sayın Saylan. Bu yaşadıklarınızdan dolayı inanın sonsuz utanç içindeyim.

Sizin evde neler bulunacağını çok iyi biliyorum. 1989dan beri süren dostluğumuz çerçevesinde, yıllardır sizinle her türlü yakın işbirliğim oldu. Yurdun dört bir köşesinde kaç defa beraber panellere katıldık. Kaç projeyi beraber tasarladık. Bu nedenle sizi ve ülkemize yönelik tüm niyetlerinizi, Türkiyede en iyi bilenlerden biriyim. Yaşadığınız arama operasyonu çerçevesinde, en büyük üzüntülerimden biri, büyük bir disiplinle biriktirdiğiniz arşivinize bir zarar verilmiş olmasıdır.

***

Siz, hep ülkemizin, Çağdaş Yaşamın gerekleri çerçevesinde, eğitime, kültüre, Cumhuriyet değerlerine, sosyal devlete, vatandaşlarımızın sağlığına ve demokratik haklarına sonsuz bir önem verdiniz.

Evinizi arayanlar, çok ürkütücü bilgilere ulaşabilirler Sayın Saylan: Orada gözlerini kamaştıran bir aydınlanma ışığı, bitmez tükenmez bir Atatürk sevgisi ve halk sevgisi, bilime ve eğitime yönelik sonsuz bir inanç ve saygı bulacaklar. Bu değerlerin tercümesi de şöyle oluyor: Darwin kuralından, laik demokrasiden, Mustafa Kemalin irtica üstüne sarf ettiği sözlerden, Atatürk Cumhuriyetinin tüm temel değerlerinden rahatsız olanlar, sizin evinizde bu rahatsızlıklarını besleyecek sonsuz malzeme bulacaklar!

Siz ve ÇYDD olarak, bu kimilerine tehlikeli(!) gelen faaliyetleriniz çerçevesinde, en çok gençlere ve onların eğitimine önem verdiniz. Sizin gözünüzde gençler, bu ülkenin, aydın, güler yüzlü, sağlam bir eğitim ve kişilikle yetiştirilmesi gereken sigortaları oldular. Çünkü siz hep Atatürkün Gençliğe Hitabesine inandınız Sayın Saylan Bu doğrultuda Cumhuriyet meşalesinin hep hukukun üstünlüğü, bilim, kültür ve Atatürkçülüğe inanan gençlerin elinde yanmaya devam edeceğine inandınız.

Siz, hep saçınızı süpürge ettiniz bu değerler için Sayın Saylan. Hastalığınızı hiçe saydınız. Kendi rahatınızı, sağlığınızı hiçbir zaman gözetmeden, gece gündüz bu değerlerin peşinden koştunuz. Bir kere daha ulusum adına size teşekkür edip ellerinizden öpüyorum.

***

Aylardır, hiç kimseyi ikna etmeyen bu soruşturma kapsamında, kendisi gibi düşünmeyen 2. Cumhuriyetçi veya (ılımlı!) İslamcı olmayan herkesi jurnallemeye devam eden malum medya mensuplarının, bu son operasyonu hangi keyifle izlediklerini siz de biliyorsunuz. Onlar, iddia ettiklerinin tersine, gazeteciliğin de, demokrasinin de, insanlığın da birer utanılacak müsveddeleridir. Onlara göre, Cumhuriyet mitinglerine katılan veya CHPye destek veren herkes suçludur! Bu kadar zavallı bir dar görüşün esiridir onlar. Fütüristik yazılarımda sözünü ettiğim beyin okuma yoluyla, iktidar ve malum yandaş medyanın görüşlerini paylaşmayan herkes, bu kirli torbanın içine atılmalıdır bu acınası profillere göre! Her gün sözde haber kanalları arasında dolaşan bu hilkat garibeleri medyacı değil, dinci faşist bir zihniyetin liberalizm kılıfıyla kamuflaja alınmış zavallı maşalarıdır.

Sayın Saylan, siz her konuşmanızda ne şeriat ne darbe diyerek hep dimdik ayakta durdunuz. Size ve diğer tüm Atatürkçü demokrat insanlara reva görülen muamelelerin onda biri, 28 Şubatta bu gruba uygulansaydı nasıl bir demokratik tepki verirlerdi, düşünebiliyor musunuz? Sana yapılmasını istemediğin şeyleri başkasına yapma diye bir söz vardır. İşte bu hem hukuk devletinin, hem de dinlerin temelinde yatan etik insanlık anlayışından hiç nasiplerini almamıştır bu insanlar

Ben, ulusum adına sizden ve bu terörü dün ve bugün yaşayan başta Sayın Mehmet Haberal ve Erol Manisalı ile eski-yeni rektörler-akademisyenler olmak üzere tüm Atatürkçü aydınlardan özür diliyorum Sayın Saylan. Bir gün adalet yerini bulacak ve taşlar yerine oturduğunda, çok kişinin yüzü kızaracak! Buna eminim; derin saygılarımla

bedri.baykam@gmail.com Faks: 0212 227 34 65



Cumhuriyet, 14.04.2009

Necatigil Şiir Ödülü Sahipleri

13/4/2009 · Kategori: Haber_Izlenim

  • 1998- Ödül Verilmedi
  • 1989- Ödül Verilmedi

« Önceki ::